Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya’nın başkenti Berlin’de Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile bir araya geldi. Görüşme, iki ülkenin dış politikalarının koordinasyonu, Avrupa Birliği (AB) üyelik süreci ve bölgesel güvenlik meselelerini kapsamlı bir şekilde ele almasıyla dikkat çekti.
Fidan, görüşmenin ardından ortak basın toplantısında “Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde kriter bazlı bir değerlendirme sorunu yok, olamaz da. Sorun, fasılların hâlâ açılmamış olmasıdır” diyerek sürecin tıkanıklığını net bir dille ortaya koydu.

Fidan, AB’nin fasılları yeniden açmasıyla Türkiye‑AB ilişkilerinin “olabilecek en normal zeminde” ilerleyeceğini vurguladı. “Cumhurbaşkanımızın siyasi iradesi bu konuda ne kadar yüksek” şeklindeki ifadesi, Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki kararlılığını bir kez daha gösterdi.
Fidan, AB’nin üyelik kriterlerine dair “kural” kavramını şöyle açıkladı: “Bir kulübe girmek istiyorsanız, kurallarına uymanız gerekir. Türkiye, bu kuralları eksiksiz yerine getiriyor.” Ancak “temel sorun, sürecin şu an ilerlemiyor oluşu ve fasılların açılmaması” olarak tanımlandı.
AB’nin 35 müzakereli fasıllarından yalnızca birkaçı hâlâ aktif, geri kalanı ise kapalı durumda. Bu durum, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik yolunda karşılaştığı en büyük engel olarak görülüyor. Fidan, “AB’nin fasılları tekrar açması, ilişkilerin normalleşmesi için elzem” dedi.
Fidan, “AB üyeliği, Türkiye’nin şu andaki stratejik hedefi olmaya devam etmektedir” ifadeleriyle, AB’ye entegrasyonun dış politika önceliği olduğunu yineledi. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi ve Schengen vizesi gibi konuların da “diplomatik çabalarla çözülmesi gerektiğini” vurguladı.
Bu bağlamda Türkiye, AB ile teknik çalışmalara ve diyaloga devam ederken, olumlu sinyaller aldığını belirtti. “Bu olumlu mesajları somut politikalara dönüştürmek için çaba göstereceğiz.” açıklamaları, AB’nin Türkiye’ye karşı tutumunda bir iyimserlik sinyali olarak yorumlandı.
Görüşmede Avrupa güvenliğinin artırılması da ele alındı. Fidan, “Türkiye’nin savunma sanayi kapasitesi büyük bir potansiyel” diyerek, iki tarafın da bu alanda iş birliğine açık olduğunu ifade etti. Özellikle “Silahlı kuvvetlerin bölgede edindiği tecrübe” Avrupa güvenliği için kritik bir kaynak olarak görüldü.
Fidan, “Safe (Security and Defence) mekanizmasında yer almak ve dışlanmamak, Avrupa’nın güvenliği açısından önem taşıyor” diyerek, NATO ve AB çerçevesinde savunma iş birliğinin derinleştirilmesi gerektiğini belirtti.
Bakan Fidan, bölgesel istikrarın AB sürecine etkisini de gündeme taşıdı. “Ukrayna’daki savaşın durması, Gazze’de barış planının hayata geçmesi ve Suriye’de istikrar” gibi üç kritik unsurun, Türkiye’nin AB’ye entegrasyonunda önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Gazze barış planının “tüm unsurlarıyla hayata geçmesi” gerektiğini belirten Fidan, aksi takdirde “şiddet sarmalına geri dönme riskimiz var” uyarısında bulundu. Bu açıklama, Ortadoğu’daki çatışmaların çözümünün sadece insani değil, aynı zamanda stratejik bir gereklilik olduğunu gösterdi.
Suriye konusunda ise “DEAŞ ile mücadelede Suriye’nin yeniden konum kazanması” ve ülkenin istikrarının bölgesel güvenliğe katkısı üzerinde duruldu. Washington’da yapılan anlaşma çerçevesinde Suriye’nin anti‑DAEŞ koalisyonuna katılması, bölgesel terörle mücadelede yeni bir dinamik oluşturdu.
Fidan, AB’nin fasılları yeniden açması için “adım adım bir yaklaşım” önerdi ve Türkiye’nin bu süreçte “iradesi ve kararlılığı”yla ilerleyeceğini söyledi. Ayrıca, AB üyeliği hedefinin sürdürülebilir bir dış politika çerçevesinde “diyaloğa, teknik çalışmalara ve somut adımlara” dayandığını yineledi.
Bu çerçevede Türkiye, AB ile gümrük birliğinin güncellenmesi, vize prosedürlerinin kolaylaştırılması ve savunma iş birliğinin derinleştirilmesi gibi somut adımları hayata geçirmeyi planlıyor. Aynı zamanda bölgesel barış çabaları, özellikle Gazze ve Ukrayna’da barış sürecinin hızlandırılması, Türkiye’nin AB’ye entegrasyonunda “stratejik bir katalizör” olarak görülüyor.
Fidan’ın Berlin’deki açıklamaları, hem Türkiye‑AB ilişkilerinde yeni bir döneme işaret ediyor hem de dış politika gündeminde AB üyeliğinin hâlâ merkezi bir yer tuttuğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.