Eczacıbaşı, Vakıfbank ve Fenerbahçe gibi köklü kulüplerin bir araya gelerek oluşturduğu Sultanlar Ligi, son iki on yılda Avrupa’nın en rekabetçi sahalarından biri haline geldi. 1979‑80 sezonunda CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi’nde final oynayan ilk Türk takımı Eczacıbaşı olmasının ardından, 2000’li yıllarda üç büyük kulübün de uluslararası arenada sürekli ilk dörde kalması ligde bir dönüm noktası yarattı.
“2003 Avrupa Kadınlar Şampiyonası’nda Türkiye’nin ikinci olması, kadın voleybolunun toplumsal algısını kökten değiştirdi.” demiş Emre Yazıcıol, bu dönemin başlangıç sinyalini vurguluyor.
2008/09 sezonundan itibaren üç kulübün de aynı sezon Final Four’da yer alması, Türkiye’nin sadece bir ya da iki takımının değil, tüm liginin Avrupa’nın en üst seviyesine çıktığını kanıtladı. 2022‑23 sezonunda ise Eczacıbaşı, Vakıfbank ve Fenerbahçe’nin hepsi birden dördüncü turda mücadele etti.
Tijana Boškovic, Alessia Orro, Ana Cristina de Souza ve Myriam Sylla gibi dünya yıldızları, Türk kulüplerine transfer olarak ligin uluslararası çekiciliğini daha da artırdı.
İtalyan Ligi ile kıyaslandığında, Sultanlar Ligi hem bütçe gücü hem de seyirci ilgisi açısından benzer bir konuma oturdu. Lig, yıldız oyuncuların maaş teklifleriyle Avrupa’nın en yüksek ücretli liglerinden biri olarak öne çıkıyor; örneğin, bir İtalyan yıldızın 800 bin dolar kazandığı bir pozisyon, Türkiye’de 1,2‑1,5 milyon dolar olarak sunulabiliyor.

Bu görsel, son yıllarda artan seyirci yoğunluğunu ve modern tesisleşmeyi simgeliyor. Türkiye’deki voleybol salonları, özellikle Burhan Felek ve Vakıfbank Spor Sarayı gibi tesisler, Avrupa standartlarını yakından takip ediyor. Ancak, spiker Nihan Cabbaroğlu’nun da işaret ettiği gibi, altyapı ve alt liglerde hâlen gelişme alanları bulunuyor.
1980’lerde Vakıfbank ve Güneş Sigorta gibi kulüplerin devreye girmesiyle ligde rekabet kızıştı. 1990’larda Eczacıbaşı‑Vakıfbank rekabeti, voleybolun Türkiye’de popüler kültüre girmesinin temelini attı. Fenerbahçe’nin 2007‑2008 sezonunda yıldız oyuncu Yekaterina Gamova’yı transfer etmesi, üçlü rekabeti “bir üst seviyeye taşıdı”.
Bu başarıların arkasındaki temel faktörler arasında, Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF)’nin istikrarlı yatırım politikaları, kulüplerin maddi güvenilirliği ve oyuncularla yapılan sözleşmelerin zamanında ödenmesi yer alıyor. TVF Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, “Kulüplerimiz ekonomik açıdan sağlam, bu da yabancı yıldızların Türkiye’ye gelmesini teşvik ediyor” diye vurguluyor.
Lig maçlarının bilet fiyatları da 10‑15 yıl öncesine göre ciddi şekilde artmış; bugün bir maç için 300‑400 lira arasında biletler satılıyor. Bu durum, voleybolun sadece bir spor dalı olmaktan çıkıp, bir eğlence ve sosyal etkinlik hâline gelmesinin bir göstergesi.
Gelecek vizyonu ise sadece üç büyük kulübün değil, alt sıralardaki takımların da güçlenmesi. “Galatasaray, Kuzeyboru ve Aras Kargo gibi takımlar, son sezonlarda önemli transferler yaparak ligde derinlik kazandırdı.” diyor Üstündağ. Bu derinlik, ligde rekabetin sürdürülebilir olmasını sağlıyor ve genç yeteneklerin üst düzeyde mücadele etme fırsatı bulmasını mümkün kılıyor.
Altyapıya yapılan yatırımlar da göz ardı edilemez. TVF’nin Spor Lisesi projeleri, genç kızların erken yaşta profesyonel düzeye gelmesini sağlıyor. Nihan Cabbaroğlu, “Bu genç yetenekler, geleceğin yıldızlarını oluşturacak ve ligimiz daha da güçlenecek” diye ekliyor.
Sonuç olarak, Türkiye kadın voleybolu sadece bir spor dalı değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası imajını güçlendiren, toplumsal değerlerle iç içe geçen bir başarı hikâyesi. Bu süreçte ekonomik istikrar, yüksek bütçeler ve tutkulu taraftar kitlesi birleşerek, ligin sürdürülebilir bir ivme kazanmasını sağlıyor.