
Meclis’in bütçe görüşmelerine ara verirken “TÜRK-İŞ yoksulluk sınırı 97 bin TL diyor. 2 bin 500 dolara yakın geliri olana yoksul diyor.” şeklinde bir açıklama yapan Cevdet Yılmaz, bu rakamın uluslararası ölçütlere dayanmadığını vurguladı.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), geçtiğimiz hafta yaptığı bir araştırmada, hanehalkının aylık ortalama gelirini 2 500 dolar seviyesine eşdeğer 97 bin TL olarak tanımladı. Ancak bu hesaplamada, satın alma gücü paritesi (PPP) ve bölgesel gelir farklılıkları göz önüne alınmadı.
“Bu rakam, gerçek yaşam koşullarını yansıtmıyor. Yoksulluk ölçütleri, sadece döviz kuru üzerinden belirlenmez, aynı zamanda temel ihtiyaçların karşılanabilirliği de değerlendirilir.” diyerek Yılmaz, açıklamasını sürdü.
Yılmaz’ın bu eleştirisi, muhalefet partileri ve bağımsız ekonomi uzmanları tarafından da destek gördü. İYİ Parti milletvekili Ahmet Kılıç, “Halkın geçim mücadelesi, tek bir rakamla özetlenemez. TÜRK-İŞ’in metodolojisi yeniden gözden geçirilmeli” dedi. Ekonomi profesörü Dr. Selim Aydın ise, “Yoksulluk sınırı belirlenirken, konut, gıda, sağlık ve eğitim gibi temel harcama kalemlerinin ağırlıklı bir analizine ihtiyaç var” şeklinde uyarıda bulundu.
Geçmiş yıllarda Türkiye’de resmi yoksulluk sınırı, TÜİK ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından belirlenen “asgari geçim seviyesi” üzerinden hesaplanıyordu. 2022 yılında bu seviye 5 500 TL iken, 2023 yılında enflasyon etkisiyle 6 800 TL’ye yükselmişti. 2024 itibarıyla ise resmi rakam 7 200 TL olarak açıklanmıştı. Yılmaz’ın eleştirisi, bu tarihsel süreçteki artışların tek bir noktada toplandığı endişesini yansıtıyor.
Bu tartışının bütçe sürecine etkisi de göz ardı edilemez. Hükümet, 2025 bütçesinde sosyal yardımlar ve düşük gelirli ailelere yönelik destek paketlerini yeniden şekillendirmeyi planlıyor. Yılmaz’ın “uluslararası ölçüte dayalı bir yaklaşım değil” söylemi, bütçe komisyonunun yoksulluk ölçütlerini revize etme ihtimalini artırabilir.
Sonuç olarak, yoksulluk sınırı konusundaki bu yoğun tartışma, sadece bir rakamın ötesinde, toplumsal adalet, gelir dağılımı ve ekonomik politika yönelimlerinin de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Meclis’te devam eden görüşmelerin ardından, yeni bir metodoloji ve daha şeffaf bir raporlama süreci bekleniyor.