
Bilal Erdoğan, Kütahya’nın tarihi Kadim Konağı’nda, Küresel Araştırma Düşünce Merkezi (GRTC) Genel Kurulu kapsamında düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” panelinde, Mustafa Önsay’ın moderatörlüğüyle Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimini ele aldı.

Erdoğan, 25 yıl önce Türkiye’nin milli gelirinin 200 milyar dolar olduğunu hatırlatarak, bu yıl sonu itibarıyla bu rakamın 1,6 trilyon dolara yükseldiğini ve ekonominin sekiz kat büyüdüğünü belirtti. “Kişi başına 3 bin dolar milli gelirden, sene sonu itibarıyla 18 bin dolara” çıkan bir artışın, toplumun beklenti ve sorunlarının radikal bir biçimde değiştiğinin altını çizdi.
Bilal Erdoğan, ekonomik ilerlemenin doğal olarak sivil toplumun güçlenmesini beraberinde getirdiğini vurguladı. “Sivil toplumda taleplerin çoğalması, gönüllü olmak isteyenlerin sayısının artması beklenir” diyerek, sivil toplumun yalnızca yardım kuruluşları değil, aynı zamanda meslek odaları, sağlık destek ağları ve gençlik dernekleri gibi geniş bir yelpazede aktif olması gerektiğini savundu.
Türkiye’de sivil toplumun hâlâ derinleşmediği noktaları “dosyayı hazırlayıp cami ağyarını mani” gibi mecazi bir dille eleştiren Erdoğan, geleneksel vakıf kültürünün yeniden canlandırılması gerektiğini belirtti: “Peygamber Efendimizin hiçbir emri kalmamış ki bir vakıfla kurumsallaştırılamasın” şeklinde bir alıntı yaptı.
Konuşmasında, Türkiye’nin Batı ile yarışabilir konuma geldiğini ancak kültürel kimliğini koruması gerektiğini vurguladı. “Biz Müslüman olarak, Türk olarak, Anadolu insanı olarak, kültürümüzle, inancımızla dünyanın zirvesine yarışabiliriz” diyerek, Batı kültürünün sadece seçici bir şekilde benimsenmesi gerektiğini savundu.
Erdoğan, 15 yıl boyunca Batı’da yaşadığını ve batı mutfağını da sevdiğini belirterek, “hamburger yemeyin çocuklar” demedi; “lahmacunu unutmayın” diyerek yerel lezzetlerin korunmasını hatırlattı.
Bilal Erdoğan, sivil toplumun artık “gönüllülerin ve uzmanların yönlendirmesine ihtiyaç duyduğu” bir döneme girdiğini belirtti. Sağlık, eğitim ve spor alanlarında, toplumsal sorunların doğrudan ilgili dernek ve vakıflar tarafından ele alınması gerektiğini, bu sayede devletin yükünün hafifleyeceğini ifade etti.
“Doğru organizasyonel yapı, sürdürülebilir finansal kaynaklarla israf etmeyen verimli kurumlar” oluşturulursa, Türkiye’nin “medeniyet nöbeti devri”ne girebileceğini ve dünya sahnesinde yeni paradigmalar kurabileceğini öngördü.
Son olarak, genç nesillere “bu gayrete birkaç nesil devam etmelidir” diyerek, sivil toplumun uzun vadeli bir yatırım olduğuna işaret etti.