
2022’de bir kış sabahı, Hong Konglu aktivistler Raphael Wong ve Figo Chan, Stanley Cezaevi’nde tutuklu Jimmy Lai ile yollarını kesiştirdi. İki yıl önce ulusal güvenlik suçlamalarıyla tutuklanan Lai, hâlâ ulusal güvenlik yasası kapsamında yargılanmayı bekliyordu. Bu buluşma, 2019’un çalkantılı protestolarının hâlâ gölgesinde gerçekleşti; o dönemde yüz binlerce kişi Çin anakarasında demokrasi ve özgürlük talebiyle sokaklara dökülmüştü.
Wong ve Chan, hapse girmeden önce sık sık akşam yemekleri için bir araya gelir, dim sum, pizza ya da kilpöt pilavı eşliğinde sohbet ederlerdi. Chan, hapishanedeki bir akşam “zencefil turşulu pilav yemeyi çok sevdiğimi” itiraf ederken, “Kimse Jimmy Lai’nin böyle bir şey yiyeceğini hayal bile edemezdi!” diye ekledi. Bu samimi anlar, maksimum güvenlikli bir hapishanede bile insan ilişkilerinin nasıl direndiğinin bir göstergesiydi.

Lai, Hong Kong’un en popüler gazetelerinden Apple Dailyyi kurarak, şehirdeki liberal demokrasi hayalini destekleyen bir platform oluşturdu. Gazete, 1995’teki ilk çıkışından kısa sürede en çok satanlar arasına girdi; fiyat rekabeti ve yenilikçi tasarımıyla USA Todayi örnek almıştı. Francis Lee, Hong Kong Çin Üniversitesi’nde gazetecilik profesörü, Apple Daily’nin “geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden, cesur ve bağımsız” bir yayın olduğunu vurguladı.
Ancak 2020’de Pekin’in dayattığı ulusal güvenlik yasası, Lai’yi “tehlikeli” ilan ederek gazetenin kapanmasına yol açtı. Bu yasa, “sosyal çatışma yaratmak” ve “şiddeti yüceltmek” gibi iddialarla Lai’yi suçlayarak, gazetenin son basımını 2021’de durdurdu. Bu süreçte Lai, ABD’ye giderek eski Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Hong Kong’un durumunu görüştü; aynı zamanda Donald Trump’a mektup gönderilmesi için okurları teşvik eden bir kampanya başlattı.
Yüksek Mahkeme, Pazartesi günü Lai’nin “partiye karşı aşırı nefret” beslediği ve Batı değerlerini Çin’e dayatmaya çalıştığı yönünde karar verdi. Mahkeme, Lai’nin “yabancı güçlerle işbirliği” suçlamasını en ağır şekilde değerlendirerek, ömür boyu hapis cezası talep etti. Lai, bu suçlamaya “asla” yanıtı olduğunu ve sadece Hong Kong’un “hukukun üstünlüğü, özgürlük, demokrasi, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü” gibi temel değerlerine inandığını savundu.
Karar, Hong Kong’un baş yöneticisi John Lee tarafından memnuniyetle karşılandı; Lee, “Hiç kimse insan hakları, demokrasi ve özgürlük adı altında ülkemize zarar veremez” diyerek, yeni yasaların amacını vurguladı. Bu gelişme, uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekerken, Lai’nin ailesi tıbbi nedenlerle serbest bırakılması için çağrıda bulundu; ancak bu talepler hâlâ reddedildi.
Hapishanedeki günlerinde Lai, Katolik inancını derinleştirdi. Günde en az altı saat dua ediyor, hücre duvarına İsa’nın resimlerini asıyordu. Wong, “Acı çekmesine rağmen ne şikayet etti ne de korktu; huzur içinde gibiydi.” şeklinde anlattı. Lai, 70’li yaşlarının ilerleyen döneminde bile genç aktivist arkadaşlarından yaklaşık 40 yaş daha genç olan Wong ve Chan ile aynı hücrede kalıyordu; bu durum, kuşaklararası bir dayanışmanın simgesi haline geldi.
Lai’nin hikâyesi, 12 yaşında Çin’den Hong Kong’a göç etmesiyle başlar. Bir balıkçı teknesinin dibinde işe başlayan Lai, kısa sürede tekstil fabrikasında yönetici pozisyonuna yükseldi ve 27 yaşında Comitex Knitters adlı şirketi kurdu. 1981’de fast fashion öncüsü Giordanoyu kurarak, Japon Uniqlo’nun kurucusu Tadashi Yanainin bile tavsiye istediği bir marka yarattı. Friedrich Hayek’in “The Road to Serfdom” adlı eserini okuduktan sonra serbest piyasa ekonomisine derin bir inanç geliştirdi.
1989 Tiananmen olayları ve 1997 Hong Kong’un Çin’e dönüşü, Lai’nin politikaya yönelmesinde dönüm noktaları oldu. Giordano’nun mağazalarında Tiananmen protestolarını destekleyen tişörtler satıldı; Hong Kong’da bir milyon kişi Pekin’deki öğrencilere dayanışma yürüyüşleri düzenledi. Bu süreçte Lai, “Sadece para kazanmaya devam edersem bu benim için hiçbir şey ifade etmez; ama medya işine girersem, bilgi veririm; bu da özgürlüktür.” diyerek, medya ve siyaset arasındaki köprüyü kurdu.
1994’te yayınladığı bir mektupta, Tiananmen’deki “Pekin Kasabı” Li Peng’i “sıfır zekaya sahip” olarak eleştirdi; bu, Pekin hükümetinin tepkisini çeken bir adım oldu. 2000’li yılların başında Apple Daily’nin yükselişi, Lai’nin “demokrasiye ve insan haklarına” olan tutkusunun bir yansımasıydı; gazetenin kapanışı ise Hong Kong’daki özgürlüklerin daralmasının sembolü hâline geldi.
Bugün Lai, hâlâ hapishanededir; ancak ailesi, özellikle eşi Carmen Tsang, onun sağlığı ve özgürlüğü için uluslararası kampanyalar yürütmektedir. Lai’nin hikâyesi, sadece bir iş adamının değil, aynı zamanda bir “demokrasi savaşçısı”nın da destanıdır. Onun direnişi, Hong Kong’un gelecekteki özgürlük mücadelesinin bir mihenk taşı olarak anılacak.