
Yorgancılık, yün ve pamuk gibi doğal ipliklerle el yapımı yorganların üretildiği, nesiller boyu süregelen bir el sanatıdır. Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde 63 yaşındaki Yusuf Çebi, bu geleneği yarım asır önce 12 yaşında çırak olarak başlamış ve o günden beri aynı tutku ve özveriyle üretim yapmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda sanayileşmenin ve makine üretiminin artması, hazır yorganların pazar payını hızla artırdı. Bu durum, el emeği yorganların değerini düşürürken, çıraklık sisteminin de zayıflamasına yol açtı. Çebi, “Bu mesleği severek yaptım, fakat artık çırak bulamıyorum. Yeni nesil, bu zahmetli ama sağlıklı üretimi tercih etmiyor” diyerek endişesini dile getirdi.
Çebi, mesleğin sürdürülebilirliği için el emeği yorganların kalitesine ve sağlığa faydasına vurgu yaptı. “Hazır yorganlar hızlıdır ama sağlıklı değildir; bizim diktiğimiz yorganlar hem daha sağlıklıdır hem de daha düzgün bir uyku sağlar” şeklinde konuştu.
Yerel halk ve kültür araştırmacıları, yorgancılığın yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda Kırklareli kültür mirası olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin Doğu Trakya bölgesinde benzer el sanatlarıyla kıyaslandığında, yorgancılık hâlâ özgün bir üretim tekniği olarak öne çıkıyor. Ancak çırak eksikliği, bu mirasın silinme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Yusuf Çebi, “Elimden geldiği sürece bu işten vazgeçmeyeceğim. Sağlığım izin verirse, mesleğimi devam ettirip, mümkünse bir çırak yetiştirmek istiyorum” diyerek geleceğe dair umutlu bir mesaj verdi.
Yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşları, bu tür geleneksel mesleklerin korunması için özel eğitim programları ve kültür turizmi projeleri geliştirmeyi planlıyor. Çalışmaların bir parçası olarak, gençlere yönelik atölye çalışmaları ve festivaller düzenlenerek yorgancılık tanıtılmaya çalışılıyor. Bu girişimler, hem yerel ekonomiyi canlandırmayı hem de kültürel çeşitliliği korumayı hedefliyor.
Sonuç olarak, yorgancılık sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal hafıza ve kimliğin bir parçasıdır. Ustaların ve çırakların yokluğu, bu eşsiz mirasın silinmesine yol açabilir; bu yüzden hem devlet hem de toplumun ortak sorumluluğu, yorgancılığı gelecek nesillere aktarmak olmalıdır.