
İddialara göre, MOSSAD ajanları iki gün öncesinde Beyrut Uluslararası Havalimanı’ndan Lübnan’a giriş yaptı ve İsveç pasaportu taşıyan gizli kimliklerle bölgeye sızdı. Ahmad Shukr’ün, Beka Vadisi’ndeki Nebi Şit köyünden Zahle’nin dağlık bölgesine çekildiği esnasında yakalandığı belirtiliyor.

Operasyonun planlaması, iki haftalık bir istihbarat toplama sürecinin ardından gerçekleşti; ajanların bölgeye girişi, yerel güvenlik güçlerinin gözünden kaçacak şekilde senkronize edildi.
Şüphecilerin dikkatini çeken en önemli nokta, bu kaçırmanın Ron Arad olayına yeni bir boyut kazandırması. 1986 yılında Lübnan’da bir havacılık felaketi sonrası kaybolan Arad’ın, Shukr ailesine ait bir evde son kez görüldüğü iddiası, İsrail istihbaratının bölgedeki eski operasyonlarıyla yeniden gündeme gelmesine yol açtı.
İsrailli yetkililer, Shukr’ün Arad’ın akıbeti hakkında “kritik bilgiler” taşıdığını ve bu yüzden “özel bir ekip” tarafından hedef alındığını öne sürdü. Arad’ın, 1988 yılında Shukr’ün kardeşinin ölümünden sonra kaybolduğu iddiası da, olayın karmaşık ağını derinleştiriyor.
Lübnan yargı yetkilileri, Shukr’ün kayboluşunun ardından geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Yetkililer, iki gün önce Beyrut Havalimanı’ndan ayrılan bir İsveçli’nin, Shukr’ün kaçırıldığı gün havalimanı çevresinde gördüğü iddia edilen “şüpheli hareketler” hakkında bilgi topladığını belirtti.
Şu ana kadar, Shukr’ün izine dair herhangi bir fiziksel kanıt bulunamadı; ancak yerel güvenlik güçleri, İsrail ajanlarının olası bir “suikast” ya da “kaçırma” senaryosunu değerlendiriyor.
İsrail istihbaratının daha önce de Lübnan’da benzer baskınlar düzenlediği, bazı isimlerin öldürüldüğü ya da kaçırıldığı yönündeki raporlar hatırlatıldı. 1990’ların başında gerçekleştirilen “Operation Summer Rains” ve 2006’daki “Operation Change of Direction” gibi büyük ölçekli operasyonlar, bölgedeki istihbarat savaşı tarihinin bir parçası olarak anılıyor.
Uzmanlar, Shukr olayının, bölgedeki istihbarat dengelerini yeniden şekillendirebilecek “bir kilometre taşı” olabileceğini ve uluslararası güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirme ihtiyacını doğurabileceğini vurguluyor.
Şu an için Shukr’ün durumu belirsiz ve İsrail’in olası bir “geri getirme” ya da “kabul” politikası hâlâ netleşmemiş durumda. Bölge ülkeleri, olası bir diplomatik krizin önüne geçmek için acil görüşmelere başlamış bulunuyor.
Lübnan’da güvenlik ortamının gerginliğini artıran bu gelişme, Orta Doğu’da istihbarat faaliyetlerinin ne kadar karmaşık ve riskli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.