
Bulgaristan, uzun süren ekonomik reformlar ve Eurobarometer anketlerinde elde edilen yüksek halk desteği sonrasında bugün itibarıyla euro bölgesinin 21’inci üyesi oldu. Böylece 27 üye devlet arasında ortak para birimini hâlâ kullanmayan ülke sayısı on ikiye geriledi. Ülkenin para birimi olan lev, resmi olarak euro ile değiştirildi ve yeni banknotlar, yeni banka kartları ve elektronik ödeme altyapısı aynı gün içinde devreye alındı.

Ekonomistler, Bulgaristan’ın düşük enflasyon oranı, sürdürülebilir kamu maliyesi ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile uyumlu para politikası sayesinde geçişin sorunsuz gerçekleştiğini belirtiyor. Ancak AB içindeki diğer ülkeler bu örnek üzerinden kendi geçiş stratejilerini yeniden değerlendirebilir.
Euroya geçişe destek %72 ile AB ülkeleri arasında en yüksek seviyede. Buna rağmen Başbakan Viktor Orbán’ın euroskeptik tutumu ve hükümetin anayasal güvence altına almayı tercih eden politikası süreci kilitlemiş durumda. Muhalefet lideri Peter Magyar, gelecek yılki seçimlerde zafer kazanırlarsa euroya geçişi hedefleyeceklerini duyurdu. Ancak ülkenin yüksek borç/GSYİH oranı, pandemi sonrası artan bütçe açığı ve forintin anayasal koruma altına alınması gibi faktörler, parlamentoda nitelikli çoğunluk elde edilmeden euroya geçişin mümkün olmayacağını gösteriyor.
Romanya’da euroya destek %59 seviyesinde olsa da, ülke AB’nin en yüksek bütçe açığıyla mücadele ediyor. Yüksek enflasyon, sıkı mali önlemler ve 2028 seçimleri öncesi aşırı sağın artan etkisi, euro geçişinin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, mali istikrarın sağlanmadan euroya geçişin yıllarca gecikebileceğini uyarıyor.
Polonya’da euroya geçiş desteği %45 seviyesinde. Maliye Bakanı Andrzej Domański, ülkenin kendi para birimini (zloty) kullanmaktan memnun olduğunu belirtti. Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) lideri Jarosław Kaczyński ise euroyu “Polonya’nın ölümcül düşmanı” olarak nitelendirerek, sürecin tamamen durdurulması gerektiğini savunuyor. AB içinde en büyük ekonomilerden biri olmasına rağmen, siyasi irade eksikliği euro genişlemesinin önünü tıkıyor.
Çekya’da euroya kamuoyu desteği sadece %30. Hükümetin resmi bir takvimi ya da hazırlık planı bulunmuyor. Ülkenin kamu borcu euro bölgesi ülkelerinin çoğuna göre daha düşük olduğu için, euroya geçişin daha borçlu komşulara mali sorumluluk yükleyeceği endişesi dile getiriliyor. Başbakan Andrej Babiš’un geçmişte euroya daha sıcak yaklaşması, partisi bugün ulusalcı ve euroskeptik bir çizgiye kaydığı için artık etkisini yitirmiş durumda.
İsveç’te euroya geçişi savunan parti sayısı sınırlı. 1995’te AB’ye katılan ülkenin 2003 referandumunda halkın %56’sı euroya “hayır” demişti. Güncel destek %39 seviyesine yükselse de, euro tartışmaları hâlâ teorik düzeyde kalıyor. Sağ azınlık hükümetinin kritik bir parçası olan İsveç Demokratları ise euroya karşı duruyor.
Danimarka, AB içinde eurodan resmi muafiyet hakkı bulunan tek ülke. Bu nedenle tüm kriterleri karşılasa bile euroya geçmek zorunda değil. 1973’ten beri AB üyesi olan ülkede euroya destek %33 seviyesinde. Kopenhag’ın yakın zamanda euro bölgesine katılması beklenmiyor.
Bulgaristan’ın katılımı, euro bölgesinin büyümesine katkı sağlasa da, diğer ülkelerdeki siyasi çekinceler, mali kriterler ve anayasal engeller nedeniyle ortak para biriminin Avrupa’da yayılması kısa vadede yavaş ilerleyecek olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, AB’nin kriterlerin esnetilmesi veya geçiş süreçlerinin yeniden tasarlanması gerektiğini, aksi takdirde euroyun entegrasyonunun “parçalı” bir seyir izleyeceğini öne sürüyor.