Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, özellikle soğuk havaların etkisiyle artan üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSOE) döneminde hastaların bilinçsizce antibiyotik ve kanıtlanmamış bitkisel ürünler talep ettiğini belirtti. Virüs kaynaklı enfeksiyonların %90’dan fazlasını oluşturduğunu hatırlatarak, bu durumun semptomatik tedavi ve gerektiğinde antiviral ilaçlarla yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

Doç. Dr. Doğan, antibiyotiklerin viral enfeksiyonlarda etkisiz olduğunu ve gereksiz kullanımının ciddi yan etkiler doğurabileceğini açıkladı. Uzun süreli antibiyotik tedavisi alerjik reaksiyonlar, bağırsak florasının bozulması, ishal, bulantı, kusma gibi sorunlara yol açabiliyor. Ayrıca, flora baskılanması sonucu ağız ve genital bölgelerde mantar enfeksiyonları gelişebiliyor. Antibiyotiklerin diğer semptomatik ilaçlarla etkileşime girerek tedavi başarısını azaltabileceği de belirtildi.
Doç. Dr. Doğan, “Kanıtlanmamış ve karışık bitkisel ürünlerin kullanımı karaciğer toksisitesine yol açarak akut karaciğer yetmezliğini tetikleyebilir. Aynı zamanda böbrek fonksiyonlarını bozarak akut böbrek yetmezliğine neden olabilir” dedi. Bu tür ürünlerin dozajı, etken maddeleri ve etkileşimleri bilimsel olarak doğrulanmadığı için doktor kontrolü olmadan kullanılmaması gerektiğini vurguladı.
Halkın uygunsuz ilaç ve bitkisel ürün kullanımı durumunda birincil adım olarak yakın bir sağlık merkezine başvurması gerektiği belirtildi. Doktor kontrolünde gereksiz ilaçların bırakılması ve oluşmuş toksik etkilerin tedavisi sağlanmalı. Doç. Dr. Doğan, okullarda verilen ara tatillerin ÜSOE vakalarında geçici bir azalma sağladığını, ancak okul açılışından sonra vaka sayısının %15‑20 oranında arttığını kaydetti. Polikliniklerdeki artan başvuru sayısının, bilinçsiz tedavi taleplerinin bir göstergesi olduğu vurgulandı.
Doç. Dr. Mustafa Doğan, “Toplumun antibiyotik ve bitkisel ürün konusundaki yanlış algısını kırmak, doktor önerilerine sadık kalmak ve gereksiz ilaç kullanımını önlemek için eğitim programları ve medya kampanyalarının artırılması gerektiğini* önerdi. Bu sayede hem bireysel sağlık korunacak hem de antibiyotik direnci gibi küresel sağlık sorunlarının önüne geçilebilecektir.