Cevdet Yılmaz, 5’inci Finansın Geleceği Zirvesi ve Para Sohbetleri programında yaptığı açılış konuşmasında, “Reel sektör‑finans sektörü birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki sektör” diyerek iki alanın bütüncül bir bakışla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Program, Turkuvaz Medya Merkezi’nde gerçekleşti ve Ahmet Burak Dağlıoğlu, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, İbrahim Ömer Gönül, Korkmaz Ergun ve Sinan Köksal gibi ekonomi‑finans çevrelerinin önde gelen isimlerinin katılımıyla sürdü.
Yılmaz, son 22 yılın ortalama büyüme verilerine değinerek, “2022‑2023 yıllarında dünya ekonomisi %3,5 oranında büyürken, 2025‑2026 döneminde IMF tahminlerine göre %3,1‑%3,2 bandına gerileyecek” şeklinde bir öngörüde bulundu. 2020‑2024 döneminde ise büyüme %2,6 seviyesine kadar düşmüş durumdaydı.
Bu bağlamda, dünya ticaret hacmindeki yavaşlamanın, tarihsel %4,1 ortalamanın gerisinde %3 büyüme ile gerçekleştiğini ve 2030’a doğru ticaretin büyümeden daha yavaş bir ivme kazanacağını vurguladı.
Yılmaz, “2025’e göre 2026’da Türkiye açısından nispi olarak daha olumlu bir ortam bekliyoruz” diyerek üç temel faktöre işaret etti. İlk olarak, AB ve MENA bölgesinin (Kuzey Afrika‑Orta Doğu) büyüme performansının iyileşmesi ihracat ve dış ticaret açısından kritik bir avantaj sağlayacak.
İkinci olarak, kurlardan ziyade ticaret ortaklarının büyüme dinamiklerinin dış ticareti belirlediği vurgusuyla, döviz kuru tartışmalarının gölgesinde bu faktörün önceliğe alınması gerektiğini belirtti.
“Dünya enflasyonu beklenenden yavaş düşüyor, ancak bir düşüş eğilimi var” sözleriyle finansal koşullara dair değerlendirme yapan Yılmaz, faiz oranlarının küresel ölçekte gerileme eğiliminde olduğunu ve bu durumun gelişmekte olan ülkeler için fırsatlar sunduğunu ifade etti.
Üçüncü olarak, petrol ve diğer emtia fiyatlarının ılımlı bir seyir izlemesi Türkiye’nin büyük bir enerji ithalatçısı olması nedeniyle olumlu bir gelişme olarak nitelendirildi.
Yılmaz, “Şu anki önceliğimiz finansal istikrarı sağlamak, finansal piyasalarda istikrarı temin etmek ve enflasyonu düşürmek” diyerek politika önceliklerini netleştirdi. Enflasyonla mücadelede sadece para politikası değil, mali disiplin ve yapısal dönüşüm adımlarının da kritik olduğunu vurguladı.
Enerji paketi, yenilenebilir enerji mevzuatı, iklim kanunu ve konut‑gıda odaklı arz‑yanlı politikalar enflasyon baskısını hafifletmek üzere hayata geçirildi.
“Türk finans sektörü, küresel belirsizlikler karşısında dayanıklılık, uluslararası standartlara uyum ve dönüşüm kapasitesiyle bölgesinde örnek teşkil etmektedir” diyerek sektörel istikrarı özetledi. Ekim ayı itibarıyla bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 44,1 trilyon TL, krediler 21,6 trilyon TL ve mevduat 25,4 trilyon TL seviyelerine ulaşmış durumda.
Takibe dönüşüm oranı 2,5 % civarında seyrediyor; sermaye yeterlik oranı ise %18,9 olarak, yasal minimum %8’in oldukça üzerindedir.
Sonuç olarak Yılmaz, “Reel sektör‑finans sektörü aynı resmin iki parçası gibi görülmeli; biri güçlü olduğunda diğeri de sağlıklı bir zemine sahip olur” diyerek bütüncül bir bakış açısının uzun vadeli sürdürülebilir büyüme için vazgeçilmez olduğunu yineledi.