Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından yürütülen geniş çaplı soruşturma, yıllar önce Danimarka merkezli European Sperm Bank (ESB)’nin bir donörün spermlerini kontrolsüz bir şekilde dağıttığını ortaya koydu. İlk olarak 2023 sonunda mutasyonun tespitiyle birlikte donörün bağışı durdurulmuş, ancak o zamana kadar yaklaşık 200 çocuğa spermleri ulaşmıştı.

Skandal, Danimarka, Belçika, İspanya, Yunanistan ve Almanya başta olmak üzere 14 ülkeye yayılmıştır. Ayrıca İrlanda, Polonya, Arnavutluk ve Kosova gibi ülkelerde de aynı donörün spermleri satılmıştır. Türkiye gibi yakın coğrafyalarda da benzer durumların olabileceği spekülasyonları gündeme gelmiştir. Toplamda 67 çocuğa detaylı genetik tarama uygulanmış, bunların 23’ünde TP53 mutasyonu bulunmuş ve 10 çocuğa şimdiden kanser teşhisi konulmuştur.
TP53 geni, hücrelerin kanser dönüşümünü engellemede kritik bir rol oynar. Mutasyonu taşıyan bireylerde Li‑Fraumeni Sendromu gelişme riski %90’a kadar çıkmaktadır. Bu sendrom, çocukluk çağı tümörleri, beyin tümörleri ve kemik kanserleri gibi agresif kanser tiplerinin ortaya çıkmasını tetikler. Uzmanlar, bu çocukların ömür boyu sürecek yoğun bir onkoloji takibi altında olmaları gerektiğini belirtiyor.
2024 yılında yayımlanan rapor, şu kritik verileri ortaya koydu:
• Bilinen 67 çocuk incelendi.
• 23’ünde TP53 mutasyonu tespit edildi.
• 10 çocuğa şimdiden kanser teşhisi kondu.
European Sperm Bank, mutasyonun mevcut tarama yöntemleriyle tespit edilemeyeceğini savunarak sorumluluklarını azaltmaya çalıştı. Ancak genetik uzmanları, donörün rutin testlerde “sağlıklı” görünmesinin bu tür gizli risklerin fark edilmesini zorlaştırdığını vurguluyor.
Skandalın ortaya çıkmasıyla birlikte Avrupa Birliği ve ulusal sağlık otoriteleri, sperm bankacılığına yönelik sıkı denetim mekanizmaları geliştirme sözü verdiler. Yeni genetik tarama protokolleri ve mutasyon tespiti için zorunlu testler gündeme getirildi. Öte yandan, etkilenen aileler psikolojik destek ve hukuki hak arayışı içinde. Çeşitli sivil toplum örgütleri, donör gizliliği ile hastaların yaşam hakkı arasındaki dengeyi yeniden gözden geçirmeyi talep ediyor.
Bu skandal, reprodüktif tıbbın etik sınırlarını ve genetik risklerin toplumsal boyutunu yeniden tartışmaya açtı. Uzmanlar, gelecekte benzer vakaların önüne geçmek için uluslararası veri paylaşımı ve şeffaf denetim sistemleri kurulması gerektiğini vurguluyor.