Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Sanayi üretiminde katma değerimiz 41 milyar dolardan 241 milyar dolara yükseldi” diyerek Türkiye’nin küresel sanayi sıralamasında 21’inci sıradan 14. sıraya çıktığını vurguladı. Bu artış, sadece rakamsal bir büyüme değil, aynı zamanda yüksek katma değerli ürünlerin üretim kapasitesinin genişlemesi anlamına geliyor.

2024 yılı, otomotiv ihracatı açısından da çığır açtı. Bakan Kacır, “Bu yıl otomotiv sektörümüz 41,5 milyar dolarla ihracat rekoru kırdı” derken, yıllık araç üretiminin 357 bin adetten 1,4 milyona çıkmasının altını çizdi. Elektrikli, sürücüsüz ve bağlantılı araç teknolojileriyle Türkiye, Avrupa’nın en rekabetçi otomotiv pazarlarından biri haline geldi.
Savunma sanayi ihracatı da 8,4 milyar dolara yükselerek 23 yıllık dönemde en yüksek seviyesine ulaştı. Kacır, “Yerli savunma ürünlerinin payı %20’den %80’in üzerine çıktı” diyerek, milli teknoloji hamlesinin somut sonuçlarını ortaya koydu. 100 bin çalışan, 3,5 bin şirket ve kapsamlı bir AR‑GE ekosistemiyle Türkiye, küresel savunma pazarında da adından söz ettiriyor.
Kimya ihracatı 23 yılda 2,7 milyar dolardan 31 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde, biyoteknoloji üretim tesisleri sayısı 13’e çıktı ve ilaç sektöründe yerli üretim oranı %57‑%92 seviyelerine ulaştı. Bu gelişmeler, Türkiye’nin orta‑yüksek ve yüksek teknoloji ihracatının toplam ihracattaki payını %43’e çıkarmasına katkı sağladı.
Bakan Kacır, yapay zeka ve veri işleme altyapısının ülke ekonomisine yön verdiğini belirtti. TÜBİTAK’ın süper bilgisayarı ARF’in hesaplama kapasitesi üç katına çıkarıldı ve Türkçe Yapay Zeka Büyük Dil Modeli kamu‑özel sektör projelerinde kullanılmaya başlandı. 10 milyar doları aşan yatırımlarla güvenli veri merkezi bölgeleri oluşturulacak.
Organize Sanayi Bölgesi (OSB) sayısı 191’den 371’e, fabrika sayısı 11 bin’den 60 bin’e çıkarıldı. İstihdam ise 415 bin’den 2,7 milyona yükselerek Türkiye’nin iş gücü yaratma kapasitesinin altını çizdi. Bu büyüme, sadece sayısal bir artış değil, aynı zamanda yüksek katma değerli iş kollarının çeşitlenmesi anlamına geliyor.
Kacır, önümüzdeki dönemde hidrojen, yenilenebilir enerji ve karbon yakalama yatırımlarının hızlandırılacağını ve sanayinin “yeşil dönüşüm” hedefiyle daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşacağını vurguladı. Bu politikalar, Türkiye’nin küresel ekonomik ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kayması sürecinde stratejik bir avantaja dönüşecek.