Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, “gerçek dostlarım kim?” sorusunu yönelttiğinde akla ilk gelen iki ülke hâlâ Çin ve Rusya’dır. 2000’li yılların başında Hugo Chávez döneminde kurulan stratejik ittifaklar, sosyalist hükümetin hem siyasi hem de ekonomik açıdan ayakta kalmasını sağladı. Çin ve Rusya o dönemde geniş çaplı krediler, silah satışları ve altyapı yatırımlarıyla Caracas’a destek olmuştu.
“Bu iki ülke, ABD’ye karşı çok kutuplu bir dünya yaratma çabamızın temel taşıydı.” diyordu Chávez.
2019’da yaşanan seçim krizi ve ardından gelen Juan Guaidó tanıma tartışması, Çin ve Rusya’nın Venezuela’ya olan ilgisini bir kez daha gözler önüne serdi. Her iki ülke de Guaidó’yu resmi olarak tanımayı reddederek Maduro’ya diplomatik ve ekonomik destek vermeye devam etti. Ancak bu destek, “sözlü” ve “sembolik” bir nitelik taşıdı; somut askeri yardım ya da yeni kredi paketleri söz konusu değildi.
2024 Ekim ayında ABD, nükleer enerjili bir denizaltı, casus uçakları ve yaklaşık 15.000 askerle Karayipler’e dev bir askeri harekât düzenledi. Başkan Donald Trump, bu hareketin “uyuşturucu kaçakçılığına karşı” olduğunu iddia ederken, birçok analist ve hatta Maduro, bunun “rejim değişikliği” niyetli bir tehdit olduğunu savunuyor.

Washington Post’un sızdırdığı belgelere göre, Maduro Ekim ayında hem Rusya’dan hem de Çin’den “genişletilmiş askeri işbirliği” talebinde bulundu. Rusya’dan Sukhoi savaş uçaklarının onarımı, radar sistemleri ve füze temini istenirken, Çin’den ise ileri radar tespit sistemleri ve kredi yeniden yapılandırması talep edildi. Ancak Moskova şu ana kadar somut bir yardımda bulunmadı; sadece diplomatik açıklamalarla yetindi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakarova, “gerginliğin tırmanması daha da büyük sorunlara yol açar” diyerek bölgedeki durumu sakinleştirmek istediğini belirtti. Ancak aynı ajans, Kremlin’in “omuz omuza” çalıştığını vurgulayan ifadeler de yayımladı.
2018’de ABD’nin seçim sonuçlarını reddetmesinin ardından, Rusya Venezuela’ya 100’den fazla pilot, askeri personel ve iki nükleer kapasiteye sahip bombardıman uçağı göndererek destek sağlamıştı. O zamandan beri, Rusya’nın askeri bütçesi Ukrayna savaşı nedeniyle aşırı derecede zorlanıyor; bu da Venezuela’ya yönelik somut yardımları sınırlıyor.
2005‑2022 yılları arasında Latin Amerika’da Çin kredilerinden en çok yararlanan ülke Venezuela idi. Dış İlişkiler Konseyi’nin tahminine göre, Caracas bu dönemde yaklaşık 60 milyar dolar kredi almıştı; bu, bölgedeki Çin kredilerinin %40’ından fazlasını oluşturuyor. Ancak son yıllarda Pekin, yeni kredi akışını büyük ölçüde kısıtladı ve mevcut kredilerin geri ödenmesine odaklandı. “Venezuela’nın ekonomik çöküşü, Çin’in risk algısını artırdı.” diyor uzmanlar.
Andrés Bello Üniversitesi Çin Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Fernando Reyes Matta, “Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Venezuela, Pekin ve Moskova için öncelikli bir ülke olmaktan çıktı” diyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelttiği kaynaklar ve Çin’in ABD‑Çin gümrük tarifeleri arasındaki gerilim, iki büyük müttefikin Venezuela’yı savunma kapasitesini daha da zayıflatıyor.
Kolombiya’daki Icesi Üniversitesi Siyaset Laboratuvarı Direktörü Prof. Vladimir Rouvinski, “Moskova’nın Ortadoğu müttefikleri Suriye ve İran da benzer sıkıntılar yaşıyor; bu durum Venezuela’ya ayrılan kaynakların hâlâ çok az olduğunu gösteriyor.” şeklinde uyarıyor.
Temmuz 2024 seçimlerinde ciddi usulsüzlük iddiaları ortaya çıktı; Ulusal Seçim Konseyi (CNE) Maduro’yu galip ilan etti ancak sonuçları ayrıntılı olarak açıklamadı. Muhalefet lideri María Corina Machado, seçim kayıtlarını yayımlayarak Guaidó’nun kazandığını iddia etti. Bu gelişmeler, Maduro’nun “tamamen yalnız” kaldığını ve dış destek eksikliğinin iç muhalefetle birleştiğinde rejimin geleceğini ciddi şekilde tehlikeye attığını gösteriyor.
Uzmanlar, “Maduro’nun Çin ve Rusya’dan somut askeri destek alması olası görünmüyor; bu iki ülke de mevcut jeopolitik baskılar altında daha temkinli davranıyor.” şeklinde bir öngörüde bulunuyor. Bunun yerine, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırması ve ekonomik yaptırımların sürmesi, Venezuela’nın istikrarını daha da zayıflatabilir. “Rejim, dış destek olmadan kendi iç dinamikleriyle hayatta kalmak zorunda.” diye son bir değerlendirme yapılıyor.