Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, piyasa beklentileriyle uyumlu olarak 150 baz puan faiz indirimi yaptı ve politika faizini %50’den %38’e düşürdü. Bu hamle, Aralık 2024‑Aralık 2025 dönemi içinde enflasyonun kontrol altına alınması hedefiyle gerçekleşti. Ancak karar metninde, 2026 yılı için “temkinli” bir duruşun vurgulanması, önümüzdeki dönemin belirsizliğine işaret ediyor.

Uzmanların ortak görüşüne göre, 2026’da enflasyonun seyrini belirleyecek en kritik faktör erken seçim kararının alınması olacak. Prof. Dr. Sinan Alçın, “2026’da esas risk erken seçim kararı” diyerek, seçim sürecinin para politikasını zorlayıcı bir unsur haline geleceğini belirtiyor. Seçim dönemlerinde kamu harcamalarının artması, para arzının genişlemesi ve tüketici güveninin dalgalanması, enflasyonist baskıyı artırabilir.
Faiz indiriminin ardından Borsa İstanbul (BIST 100) hafif bir yükseliş kaydetti; ancak Euro kuru 50 TL seviyesinin üzerine çıkarak döviz piyasalarında volatiliteyi artırdı. Dolar ise 42,6 TL civarında sabit bir seyir izledi. Bu durum, yatırımcıların faiz indirimine rağmen enflasyon riskine karşı temkinli davrandığını gösteriyor.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, faiz indirimini “sembolik ama yön tayin edici bir başlangıç” olarak nitelendirirken, mevcut oranların üretici ve ihracatçıların maliyet baskılarını tam olarak hafifletmediğini vurguladı. Gültepe, 2026’ya girerken politikaların istikrarlı ve üretim dostu bir çerçevede sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
DW Türkçe’ye konuşan Doç. Dr. Caner Özdurak, faiz politikasının enflasyon üzerindeki etkisinin zayıfladığını, ancak erken seçim kararının alınması halinde iş dünyasının istediği gibi agresif bir para politikası uygulama olasılığının artacağını savundu. Özdurak, “Türkiye ekonomisi giderek hizmet odaklı bir yapı kazanıyor; bu da fiyat yapısının yapışkanlığını artırıyor ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor” şeklinde uyardı.
TCMB, 2026’nın ilk çeyreğinde faiz indirimlerine devam edip etmeyeceği konusundaki belirsizliğini “adımların büyüklüğü, enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla gözden geçirilmektedir” açıklamasıyla netleştirdi. Olası senaryolar şunlar:
1. Enflasyonun beklenenden hızlı yükselmesi: Merkez Bankası, sıkılaştırma yönünde hızlı bir dönüş yapabilir.
2. Erken seçim gerçekleşmesi: Seçim sonrası politika belirsizliği, para arzını genişletebilir ve enflasyonist baskıyı artırabilir.
3. Enflasyonun istikrarlı seyretmesi: Faiz indirimleri kademeli olarak devam edebilir, ancak hızlandırılamaz.
Bu senaryolar, hem finansal piyasalarda hem de gerçek ekonomide farklı dinamikler yaratacak. Özellikle kredi maliyetlerinin üretim sektörüne etkisi, dış ticaret dengeleri ve dış yatırım akışları bu dönemde kritik rol oynayacak.
TCMB’nin 2026’ya temkinli bir yaklaşım benimsemesi, para politikasının tek başına enflasyonla mücadelede yeterli olmayabileceğinin bir göstergesi. Uzmanlar, makroekonomik yapı reformları, kamu harcamalarının disiplinli yönetimi ve sektörel destek paketlerinin enflasyonist baskıları hafifletebileceğini vurguluyor. Özellikle konut, eğitim ve sağlık harcamalarındaki reformlar, fiyat yapısının yapışkanlığını kırmak için kritik öneme sahip.
Sonuç olarak, TCMB’nin 2026’da uygulayacağı politika adımları, hem iç hem de dış dinamiklerin kesişim noktasında şekillenecek; erken seçim riski ve enflasyonun yapısal özellikleri, karar vericilerin elindeki en büyük değişkenler olmaya devam edecek.