ADALET Bakanı Yılmaz Tunç, Ankara Hakimevi’nde düzenlenen İnsan Hakları Kurumları Değerlendirme Toplantısı’na katıldı ve “İnsan hakları duyarlılığının toplumun her alanında artırılması” hedefiyle hazırlanan reformları kamuoyuna açıkladı. Bakan, bu reformların Türkiye’nin demokratik birikimini güçlendireceğini ve hukuk devletinin niteliğini yükselteceğini vurguladı.

Tunç, Türkiye’nin uzun yıllar süren darbe ve vesayetçi yönetim dönemlerinde siyasi yasaklar, işkence vakaları, inanç ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması gibi ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldığını hatırlattı. Bu tarihsel arka plan, yapılan reformların önemini artırıyor ve ülkenin “vesayet karanlığından demokratik olgunluğa” geçişini somut bir adımla pekiştiriyor.
Yargı Reformu Strateji Belgesi çerçevesinde 264 yeni faaliyet belirlendi. Bu faaliyetler, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, ifade ve basın özgürlüğü, kişisel veri koruması ve BM Paris Prensipleriyle uyumlu insan hakları kurumları gibi beş temel amaç etrafında şekilleniyor. Bakan Tunç, “Reform ihtiyacı toplumsal taleplere dayanıyor ve dinamik bir süreçtir” diyerek, bu faaliyetlerin zaman içinde tedrici olarak hayata geçirileceğini belirtti.
Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Strasbourg kentinde gerçekleşen Avrupa Konseyi Adalet Bakanları Konferansı’na katılan Tunç, “savaşlar, terör ve çatışmaların yol açtığı insan hakları ihlallerine dikkat çektik” ve bu tür ihlallerin önlenmesinde uluslararası iş birliğinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Bu açıklama, Türkiye’nin küresel insan hakları gündeminde daha aktif bir rol almayı hedeflediğinin sinyalini verdi.
Reform paketinde, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun kapasitesinin artırılması ve AB’nin GDPR mevzuatına tam uyum sağlanması da yer alıyor. Bakan, “bireyin mahremiyetini korurken dijital çağın gerektirdiği güvenlik standartlarını da sağlamamız şart” diyerek, veri koruma mimarisinin modernizasyonunu öncelik olarak belirtti.
Tunç, “İnsan hakları vizyonumuzu güçlendirmeye, demokrasimizi daha yüksek standartlara taşımaya kararlılıkla devam edeceğiz” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. Bu sözler, Türkiye’nin insan hakları alanında ulusal ve uluslararası düzeyde daha iddialı bir konuma gelmek istediğini açıkça gösteriyor.