Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin eski başkanı ve hukukçu Prof. Dr. Mustafa Şentop, Türkiye Basın Federasyonu (TÜBAF) tarafından düzenlenen “Anadolu Sohbetleri” programında gazetecilerle bir araya geldi. Programda terörle mücadele, yeni anayasa, Suriye politikası ve Can Atalay davası gibi kritik konular ele alındı.

Şentop, PKK’nın fiilen sona erdiğini belirterek, “Terörün yalnızca örgüt varlığının ortadan kalkması yetmez; terörün tamamen sona ermesi gerekir. Sınır ötesinde risk oluşturması da kabul edilemez” şeklinde bir vizyon çizdi. Affa yönelik soruya ise “Bu teknik bir mesele; suç işleyen sayı, işlenen suçların niteliği ve toplumsal güvenlik göz önünde bulundurulmalı” diyerek, belirli bir sürede suç işlenmemesi halinde cezasızlık ihtimaline değindi.
“Türkiye’nin talebi, Suriye’de öncelikle üniter bir yapı kurulması ve PKK’nın farklı isimlerle örgütlenmesinin önüne geçilmesidir” açıklamasında bulunan Şentop, bölgedeki yabancı unsurlardan arındırılmış bir güvenlik çerçevesi gerektiğini vurguladı.
Şentop, terörle mücadele sürecinin sadece güvenlik birimlerinin çabasıyla sınırlı kalmadığını, toplumsal kesimlerin de bu vizyona dahil edilmesi gerektiğini belirtti. “Her kesimin mutabakatı olmadan Terörsüz Türkiye hedefi gerçek olamaz” diyerek, geniş tabanlı bir uzlaşıya işaret etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sonraki seçimlerde aday olup olmayacağı sorusuna, “Anayasa’da iki dönem kısıtlamasını kaldırmak için özel bir yol var. TBMM’nin seçimleri yenilemesi durumunda tekrar aday olabilir” yanıtını verdi. Ayrıca referandum süreçlerine de değinerek, “400’ün üzerindeki oyla referandumsuz, altındaysa zorunlu referandum” gerektiğini açıkladı.
Şentop, Can Atalay’ın milletvekilliğiyle ilgili Anayasa Mahkemesi kararının bireysel başvuru kararının bağlayıcı olduğunu vurguladı. “Mahkeme sadece ihlali tespit etmekle kalmaz; aynı zamanda hak ihlalinin nasıl giderileceğini de kararda belirtir” diyerek, geçmişte Enis Berberoğlu ve HDP’li Gergerlioğlu’nun dosyalarına örnek gösterdi. Bu kararların uygulanmasının hukuki ve demokratik sorumluluk olduğunu hatırlattı.
Şentop, 1982 Anayasası’nın “darbeler gölgesinde, güvenlik odaklı” hazırlanmış olduğunu, günümüz toplumsal ihtiyaçlarıyla uyumsuz hâle geldiğini ifade etti. Özellikle 42. madde “hiçbir dil Türk vatandaşlarına ana dil olarak öğretilemez” ifadesinin tarihsel bağlamda anlam taşıdığını, fakat günümüzde “farklı dillerin öğretilmesi” ile çeliştiğini belirtti. Kapsayıcı, özgürlükçü ve toplumsal gerçekliği yansıtan bir anayasa gerektiğini savundu.
“Kurucu unsur” gibi hiyerarşik kimlik tanımlamaları, anayasanın işleviyle bağdaşmaz. Şentop, vatandaşların kimliklerini “ortak tarih ve kültür” üzerinden birleştiren bir metin talep etti. Dil konusundaki çelişkinin, “öğretilebilir ama öğretilemez” gibi ifadelerle ortaya çıktığını ve günümüzde bu çelişkinin ortadan kalkması gerektiğini vurguladı.
PKK, FETÖ ve benzeri örgütlere yönelik yasal maddelerin aynı anda uygulanması, “anayasal eşitlik” ilkesine zarar verebilir. Şentop, yasal düzenlemelerin “detaylı, kapsayıcı ve aynı zamanda sınırlayıcı” olması gerektiğini, aksi takdirde farklı grupların benzer taleplerle mahkemeye başvurabileceğini uyardı.
Son olarak, yasanın her bir belirsizliğinin ileride “hukuki boşluklara ve yorum farklılıklarına” yol açabileceğini, bu yüzden hazırlık aşamasında uzman hukuki analiz, güvenlik birimlerinin verileri ve toplumsal hassasiyetlerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.