26 Eylül tarihinde Çınarcık ilçesi Harmanlar Mahallesi’nde, 6 katlı bir binanın teras katındaki dairesinden şarkıcı Gül Tut (sahne adı Güllü) düşerek yaşamını yitirdi. İlk incelemeler ölümün bir kaza olduğunu gösterse de, sahne arkası iddiaları ve aile içi gerilimler soruşturmayı derinleştirdi.
Sultan Nur Ulu’nun ifadesine göre, Gül Anne’nin yüzü cama dönükken Tuğyan Ülkem Gülter tarafından itildiği ve dengesini kaybederek düştüğü iddia edildi. Bu iddia, savcılığın “kasten öldürme” suçlamasıyla Gülter’i gözaltına almasına yol açtı.
Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Gülter’in yanı sıra olayda bulunan diğer şahıslar da ifadeleri alınarak değerlendirildi. Arif Ulu ve iki kişi ifadesi sonrasında serbest bırakılırken, Sultan Nur Ulu’ya “ev hapsi” tedbiri uygulandı.
Savcılık, elde edilen bulgulara dayanarak Tuğyan Ülkem Gülter’i sulh ceza hakimliğine sevk etti ve tutuklama talebinde bulundu. Hakim, “kasti öldürme” suçlamasıyla Gülter’i tutukladı ve tutuklama kararını kesinleştirdi.
Tutuklama kararının ardından Gülter, sağlık kontrolü için hastaneye götürüldü. Ancak bu aşamada, hastane önünde toplanan kalabalık, Gülter’e yönelik sert tepkilerini dile getirdi.
“Anne katilisin sen!” sloganlarıyla başlayan protesto, hastane çıkışında da devam etti ve Gülter doğrudan adliyeye sevk edildi.
Yalova Adalet Sarayı önünde oluşan kalabalık, Gülter’e karşı aynı sloganları haykırarak adli sürece müdahale etmeye çalıştı. Görgü tanıkları, “Halkın öfkesini kontrol altına alamıyoruz, adaletin yerini bulması için bu kadar gürültü yapıyoruz” şeklinde yorumlarda bulundu.
Bu olay, sosyal medyada da hızla yayıldı; #AnneKatilisinSen etiketi binlerce kez paylaşıldı ve kamuoyunda geniş bir tartışma başlattı.

Uzmanlar, aile içi şiddet ve gençlerin suç işleme potansiyeline dair uyarılarda bulundu. Kriminoloji uzmanı Dr. Ayşe Kılıç, “Aile içinde yaşanan şiddet olayları, çoğu zaman göz ardı edilir. Bu tür vakalar, toplumun bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini gösteriyor” dedi.
Öte yandan, yargı yetkilileri, adli sürecin bağımsız ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü vurguladı. “Kanıtlar ışığında, adli kararların alınması kaçınılmazdır” şeklinde açıklama yapıldı.
Gülter’in savunma avukatı ise, müvekkilinin eyleminin anlık bir panik anı olduğunu ve olayın kasıtlı bir suç değil, trajik bir kazaya dönüştüğünü iddia ediyor.
Bu gelişmeler ışığında, Yalova’da kamuoyu ikiye bölünmüş durumda; bir kesim Gülter’in cezasını ağırlaştırırken, diğer kesim ise adli sürecin hâlâ tam olarak netleşmediği görüşünde.
Bu olay gerçekten çok üzücü. Adaletin yerini bulması gerekiyor.