Avrupa genelinde yüzlerce aile, kanser riski taşıyan spermlerle dünyaya gelen çocukları yıllar sonra öğrenerek büyük bir şok yaşadı. Soruşturma, 14 farklı ülkeyi kapsayan bir zincirleme hatanın sonucunda yaklaşık 200 çocuğun bu tehlikeli genetik mutasyona maruz kaldığını ortaya koydu.

Danimarka merkezli European Sperm Bank (ESB), söz konusu donörün spermlerinin yıllar içinde “aşırı derecede” kullanıldığını kabul etti. Donör, görünüşte sağlıklı bir birey olarak tüm rutin tıbbi testleri geçmiş ve gençliğinde 17 yıl boyunca sperm bağışı yapmıştı. Ancak daha sonra spermlerin yaklaşık %20’sinde TP53 geninde ölümcül bir mutasyon bulunduğu ortaya çıktı. Bu gen, kanser gelişimini önlemede kritik bir rol oynar; mutasyonu miras alan çocuklarda Li‑Fraumeni Sendromu gelişir.
Mutasyonu taşıyan çocuklarda yaşam boyu kansere yakalanma riski %90’a kadar çıkabiliyor. En sık görülen tümör tipleri arasında çocukluk çağı tümörleri, beyin tümörleri ve kemik kanserleri yer alıyor. Soruşturma dosyasına göre:
• Bilinen 67 çocuk mercek altına alındı.
• Bu çocukların 23’ünde mutasyon tespit edildi.
• 10 çocuğa şimdiden kanser teşhisi kondu.
Bu çocukların bir kısmı şimdiden hayatını kaybetti, geri kalanında ise çok yüksek bir kanser riski bulunuyor.
Etkilenen çocukların doğum yerleri arasında Danimarka, Belçika, İspanya, Yunanistan ve Almanya öne çıkıyor. Ayrıca İrlanda, Polonya, Arnavutluk ve Kosova‘da da aynı donörün spermlerinin satıldığı bildirildi. İsveç’ten çok sayıda kadın tedavilerinde bu donörü kullandı; Birleşik Krallık’a resmi satış yapılmasa da bazı İngiliz kadınların Danimarka’da tedavi gördüğü doğrulandı.
Avrupa Yayın Birliği (EBU) öncülüğündeki geniş çaplı soruşturma, donörün engellendiğini, ancak o tarihe kadar çok geç kalındığını ortaya koydu. European Sperm Bank, ailelere “en derin taziyelerini” iletirken, mutasyonun mevcut tarama yöntemleriyle tespit edilmesinin “imkansız” olduğunu savundu.
Uzmanlar, bu skandalın Avrupa’nın reprodüktif sağlık politikalarında köklü bir yeniden yapılandırma gerektiğini vurguluyor. Genetik taramaların zorunlu kılınması, bağışçıların daha sıkı izlenmesi ve uluslararası veri paylaşımının artırılması talep ediliyor. Ayrıca, etkilenen ailelere uzun vadeli medikal destek ve psikososyal yardım sağlanması kritik bir ihtiyaç olarak belirtiliyor.