
Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde kalaycılık mesleğinin son temsilcilerinden biri olan Ömer Çetinkaya, 45 yıl önce bir çırak olarak tarihi Bakırcılar Çarşısı’na adım attıktan sonra kendi atölyesini açmış ve bu değerli geleneği oğluyla ortak bir misyon hâline getirmiştir.

59 yaşındaki Ömer, çelik mutfak eşyalarının yaygınlaşması ve modern üretim tekniklerinin gölgesinde, kalaycılığın sadece birkaç usta tarafından sürdürülebileceği gerçeğiyle mücadele ediyor. Bu zorlu ortamda, 23 yaşındaki oğlu Halil İbrahim Çetinkaya ile birlikte atölyeyi günümüzün ihtiyaçlarına uyarlamaya çalışıyor.
İlkokul yıllarından beri babasının yanında çalışmaya başlayan Halil, okuldan arta kalan zamanlarda çıraklık yaparak mesleğin tüm inceliklerini öğrenmiş. “Babamın yanındayken bakır eşyaların nasıl kalaylandığını izlemek, benim için bir sanat öğretisi gibiydi” diyor. Bu sözler, iki neslin aynı ateş etrafında birleştiği duygusal bir anı özetliyor.
Çetinkaya ailesi, müşterilerden gelen bakır çaydanlık, sürahi ve antika eşyaları geleneksel yöntemlerle kalaylayarak hem geçimlerini sağlıyor hem de kayıp bir kültür mirasını yeniden canlandırıyor. Atölyede her bir parça, el işçiliğinin ve sabrın bir göstergesi olarak işleniyor.
Ömer Çetinkaya, 1980 yılında kalaycılığa adım attığını ve o zamandan beri “bir çırak yetiştirmek 15‑20 yıl alıyor” şeklinde bir gerçeklik paylaştığını belirtiyor. “Ustamın bana öğrettiği bu meslek, benim de oğluma miras bırakmamı sağladı” diyerek, nesiller arası bilgi aktarımının önemine vurgu yapıyor.
Halil ise “8‑9 yaşından beri bu işin içindeyim; okulu bıraktım, liseyi bitirdim ve babamla birlikte çalışıyorum” diyerek, genç neslin de bu tür el sanatlarına yönelmesi gerektiğini savunuyor. “Eleman sıkıntısı yüzünden bu meslek neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, bu yüzden babamın yanındayım ve bu mirası koruyacağım” şeklinde duygusal bir sorumluluk hissi dile getiriyor.
Günümüzün teknolojik ve seri üretim odaklı ekonomisinde kalaycılık gibi geleneksel mesleklerin ayakta kalabilmesi, toplumsal duyarlılık ve yerel destek gerektiriyor. Uzmanlar, bu tür zanaatların korunması için yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının eğitim programları düzenlemesi, gençlerin ilgisini çekecek atölye çalışmaları yapması gerektiğini vurguluyor.
Çetinkaya baba‑oğul, sadece ekmek paralarını kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda Gaziantep’in kültürel hafızasına bir köprü kuruyor. 45 yıldır aynı çatı altında omuz omuza çalışarak, “kalaycılık bir meslek değil, bir yaşam biçimidir” diyor ikili.
Bu nadir el sanatının geleceği, baba‑oğulun bu tutkulu çabasıyla şekilleniyor. Kalaycılık atölyeleri, hem turistlerin ilgisini çekecek birer kültür durağı hem de gençlerin meslek seçimi için ilham kaynağı olabilir. Çetinkaya ailesi, bu mirası koruyarak Gaziantep’in zengin tarihine yeni bir sayfa eklemeye devam ediyor.