Türkiye’nin dış politikası, bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarların kesişim noktasında şekilleniyor. Hakan Fidan, bir canlı yayında bu çerçevede yaptığı açıklamalarla, Suriye’deki entegrasyon sürecinin kritik noktalarına ışık tuttu.
“Biz zayıf olduğumuz için değil, iyi olmak istediğimiz için iyi davranıyoruz.” sözleri, Türkiye’nin tutumunun temel mantığını özetliyor.

Bakan Fidan, SDG (Suriye Demokratik Grubu) ve YPG’nin Şam hükümetiyle 10 Mart Mutabakatı’na kesin bir şekilde bağlı kalması gerektiğini vurguladı. SDG’nin “İsrail’den cesaret aldığını” ve “DEAŞ bahanesiyle süreci uzatmasının artık kabul edilemez” olduğunu belirtti.
“SDG hiçbir zaman muhalefetle Esad’a karşı hareket etmedi.” sözleri, örgütün bölgedeki konumuna dair yeni bir değerlendirme sunuyor.
Fidan, Türkiye’nin güç ve kuvvet sahibi olduğunu, ancak bu gücü “iyi olmak” amacıyla kullandığını yineledi. “İdeolojik bir mücadele varsa, siyasetle karşı karşıya gelinir; silahla yoluna devam edersen, silahla karşılık bulursun.” diyerek, silahlı grupların entegrasyonu konusundaki kararlılığını ortaya koydu.
Bu bağlamda, “Suriye’de silahlı grupların ulusal orduya bağlanması” hedefinin, Türkiye’nin bölgedeki istikrarı sağlamada kritik bir adım olduğunu belirtti.
Fidan, en önemli gündem maddelerinden birinin Gazze olduğunu, “İsrail’in anlaşma ihlallerini” yakından takip ettiklerini ve “ABD’nin İsrail üzerindeki baskısını artırması” gerektiğini vurguladı. “ABD, biraz daha İsrail üzerinde baskı kullanmalı.” açıklaması, Türkiye’nin bölgedeki dengeyi koruma çabasını yansıtıyor.
Konuşmasında, ticari rekabetin “bir süre sonra sıcak savaş riskini taşıdığını” dile getiren Fidan, “ülkelerin sistemlerinin uyumsuzluğundan kaynaklanan ticari gerilimlerin” bölge güvenliğini tehdit ettiğini söyledi. “Gücümüz, kuvvetimiz ve irademiz var; ama iyi olmak istiyoruz.” diyerek, ekonomik politikanın da güvenlik stratejisiyle iç içe olduğunu belirtti.
“Suriye, İran, Irak” gibi komşu ülkelerdeki ilişkilerin şeffaflık gerektirdiğini ifade eden Fidan, “2024 12 18’den bu yana atılan birçok adım var ama henüz tam olarak görülemiyor.” dedi. Bu adımların arasında Sezar Yasası’nın yeni kaldırılması da yer alıyor.
Fidan, “Cumhurbaşkanımız ve bölge liderlerinin büyük rolü” olduğunu, “Suriye’deki müşterek çalışmanın dünyadaki diğer konulara örnek olmasını” istediğini vurguladı. Ayrıca, “Haritaya baktığınızda Türkiye’nin coğrafi devamı” ifadesiyle, ülkenin bölgesel bütünlüğüne dikkat çekti.
ABD’nin bölgedeki kritik rolüne işaret eden Fidan, “Trump yönetimi Gazze ve Suriye konularını üstlendi, Cumhurbaşkanımızı defalarca destekledi.” şeklinde bir değerlendirme yaptı. Aynı zamanda, “ABD’nin İsrail üzerindeki baskısını artırması” gerektiğini bir kez daha tekrarladı.
Fidan, CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act) yaptırımlarının kaldırılmasının “bir numaralı kazanç” olacağını belirtti. “2026’da CAATSA’nın kaldırılacağını öngörüyorum.” açıklaması, Türkiye’nin dış politika önceliklerinde yaptırımlardan çıkışa odaklandığını gösteriyor.
Ukrayna’da “kapsamlı bir ateşkes ve barış anlaşması” olmadan iki alan – enerji ve Karadeniz seyrüseferi – için sınırlı anlaşma yapılması gerektiğini dile getiren Fidan, bu sürecin “referandumla hayata geçebileceğini” öngördü.
Fidan, “Türkiye, bölgedeki tüm gelişmeleri risk analizleriyle değerlendirerek yoluna devam edecek.” ifadeleriyle, dış politikanın dinamik ve çok katmanlı doğasına vurgu yaptı. “Terörsüz Türkiye” sürecinin şeffaf bir şekilde ilerlediği, toplumsal barışa hizmet ettiği ve Meclis ile halkın desteğiyle güç bulduğu belirtilerek, gelecekteki adımların net bir çerçeveye oturtulacağı mesajı verildi.