Bel ve sırt yan tarafındaki keskin ağrı – Taş, idrar yollarında ilerlerken “kolik” adı verilen, dakikalarca sürebilen şiddetli bir ağrı yaratır. Ağrı genellikle yan tarafı ve alt sırtı kapsar, bazen alt karına yayılabilir.
İdrarda renk değişikliği – Kanlı idrar (hematuri) ya da idrarın pembe‑kırmızı bir ton alması, taşın üretraya yaklaştığının bir işaretidir.
İdrar yaparken yanma ve zorlanma – Üriner sistemdeki irritasyon nedeniyle idrar akışı sırasında yanma hissi ve sık idrara çıkma ihtiyacı ortaya çıkabilir.
Bu semptomlar bireyden bireye farklılık gösterebilir; bazı hastalar sadece hafif yanma ya da mikroskobik kan görürken, diğerleri şiddetli ağrılarla hastaneye başvurur.

Yetersiz sıvı tüketimi idrarın konsantrasyonunu artırarak kristal birikimine zemin hazırlar. Uzman Dr. Metin, “Günde en az 2‑2,5 litre su içmek, taş riskini büyük ölçüde azaltır” dedi.
Beslenme alışkanlıkları da etkili: yüksek oksalat içeren gıdalar (ıspanak, çikolata), aşırı tuz ve hayvansal protein tüketimi bazı taş tiplerinin (örneğin kalsiyum oksalat) oluşumunu tetikleyebilir.
Ayrıca genetik yatkınlık, obezite, kronik hastalıklar (örneğin gut hastalığı) ve bazı ilaçların yan etkileri de taş gelişimine katkı sağlar.
Dr. Metin, “Kapalı girişimler, büyük bir kesi gerektirmeden, ince endoskopik cihazlarla taşın bulunduğu bölgeye ulaşmayı sağlayan modern tekniklerdir” şeklinde açıklama yaptı. En sık kullanılan yöntemler şunlardır:
Üreteroskopi – Üreter içine ince bir tüp (üreteroskop) sokularak taş kırılır ve parçaları idrarla atılır.
LötroSkopik Nefrolitotomi (LRN) – Böbrek içinde bulunan büyük taşlar, küçük bir kesiden girilen bir lazer ya da ultrason cihazı ile parçalanır.
Percutaneous Nephrolithotomy (PCNL) – En büyük ve karmaşık taşlar için cilt üzerinden küçük bir delik açılarak taş direkt olarak çıkarılır.
Taşın boyutu, konumu ve yapısı hangi yöntemin seçileceğini belirler; örneğin 5 mm’den küçük taşlar genellikle idrarla kendiliğinden atılırken, 10 mm üzeri taşlar aktif müdahale gerektirir.
Her hastanın anatomi ve taş tipi farklı olduğundan, Dr. Metin “Tedavi planı, hastanın klinik durumu, böbrek fonksiyonları ve önceki taş öyküsü dikkate alınarak bireyselleştirilir” diyor. İşlem sonrası hastalar genellikle kısa bir süre içinde normal aktivitelerine döner; ancak takip ultrasonu veya K‑tabanlı tomografi ile yeni taş oluşumu izlenmelidir.
Sağlıklı bir yaşam tarzı, yeterli su tüketimi ve diyette kalsiyum‑oksalat dengesine dikkat etmek, tekrarlayan taşların önlenmesinde kritik öneme sahiptir.
Son olarak, Dr. Metin, “Belirtiler ortaya çıktığında gecikmeden bir üroloji merkezine başvurmak, komplikasyon riskini azaltır ve tedavi başarısını artırır” şeklinde uyarıda bulundu.