
Silahların gölgesinin olmadığı, siyasetin alanının genişlediği bir ortamda demokrasinin derinleşmesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Terörsüz Türkiye çok daha güçlü, büyük bir Türkiye demektir” ifadelerini kullandı. Bu söylem, son yıllarda artan güvenlik endişeleri ve bölgesel istikrarsızlıkların ardından, hükümetin güvenlik politikalarını toplumsal bir çerçeveye oturtma çabasını yansıtıyor.
Yılmaz, bu vizyonun sadece bir slogan olmadığını, yapısal reformların ve yerel yönetimlerin etkinliğinin bir sonucu olduğunu vurguladı. Özellikle Bingöl gibi doğu ve güneydoğu illerindeki terörle mücadele deneyimlerinin, ulusal düzeydeki stratejilere örnek teşkil edeceğini sözlerine ekledi.

Yapılan konuşmada, Bingöl’ün altyapı ve konut projelerindeki dönüşüm detaylı şekilde ele alındı. 2023 depremi sonrası 455 bininci konutun hak sahiplerine teslim edilmesi, bölgenin en büyük şantiye projesi olarak nitelendirildi. Yılmaz, “Dünyanın en büyük şantiyesi, 200 bin insan çalışıyor o şantiyede” diyerek projenin ölçeğini vurguladı.
Sağlık alanında 750 yataklı bir sağlık kampüsü inşa edildiği, iki ayrı hastanenin bir arada çalışacağı bu kompleksin bölgeye hayat kurtaracağı belirtildi. Ayrıca, yollar, tüneller, köprüler, okullar ve organize sanayi bölgeleri yeniden yapılandırılarak, bölgenin ekonomik potansiyelinin artırılması hedefleniyor.
Enerji ve madencilik projelerine de değinen Yılmaz, Bingöl’ün 300 milyon tonluk demir cevheri rezervi için 800 milyon dolarlık bir yatırımın planlandığını ve bu yatırımın Türkiye’nin cari açığını azaltacağı öngörüsünü paylaştı.
Yılmaz, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin 238 milyar dolardan 1,5 trilyon dolara yükselmesi üzerine odaklandı. Bu büyümenin demokrasideki standartların yükselmesiyle paralel bir seyir izlediğini, özgürlüklerin genişlemesinin yatırım ortamını iyileştirdiğini belirtti. “Ekonomi ve demokrasi birlikte yürür” diyerek, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği için toplumsal hakların korunmasının şart olduğunu ifade etti.
İstihdam politikaları çerçevesinde, yeni sanayi siteleri ve bölgesel yatırım teşviklerinin genç nüfusa iş fırsatları sunduğu, özellikle kırsal alanların modernleşmesiyle girişimciliğin canlanacağı vurgulandı. Yılmaz, “Bingöl, sadece bir il değil, Türkiye’nin gelecekteki ekonomik lokomotiflerinden biri olacak” diyerek bölgesel kalkınmanın ulusal stratejiye entegrasyonunu pekiştirdi.
Konuşmada, kimlik özgürlüğünün toplumsal barışa temel oluşturduğu altı çizildi. Yılmaz, “Bütün kimlikleri kucaklıyoruz” diyerek, başörtüsü, anadil ve dini ibadet özgürlüklerinin artık kısıtlanmadığını belirtti. Bu söylem, son yıllarda kimlik siyaseti tartışmalarının ardından parti politikalarının daha kapsayıcı bir yönelime kaydığına işaret ediyor.
Terör örgütlerine karşı devletin kararlı mücadelesi ve “silahların gölgesinin olmadığı” bir ortamın inşası için sivil toplum ve güvenlik güçleri arasındaki koordinasyonun artırılacağı ifade edildi. Yılmaz, “Şehit polislerimizin hatırası, terörün altındaki karanlık gölgeleri dağıtacak en büyük motivasyon” diyerek duygusal bir ton ekledi.
Sağlık altyapısının güçlendirilmesi kapsamında, 500 yataklı depreme dayanıklı hastane ve ona bitişik 250 yataklı bir birim inşa edilmekte. Bu iki hastane birleştirildiğinde 750 yataklı bir sağlık kampüsü ortaya çıkacak. Yılmaz, “Bu kampüs, bölgenin sadece acil sağlık hizmetlerini değil, uzun vadeli kronik hastalık yönetimini de üstlenecek” şeklinde değerlendirdi.
Ayrıca, yeni sosyal konut projeleriyle 2.070 konutun tamamlanması, su altyapısının iyileştirilmesi ve kentsel dönüşüm projelerinin hızlandırılması planlandı. Bu adımların, bölgedeki göç hareketlerini dengeleyerek, kırsal nüfusun şehir yaşamına entegrasyonunu kolaylaştıracağı belirtildi.
Yılmaz, “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun uluslararası platformda daha etkin bir rol almasını hedeflediğini, özellikle Gazze meselesinde insani değerlerin savunulması gerektiğini vurguladı. “Dünya beşten büyüktür, daha adaletli bir dünya mümkündür” diyerek, dış politikanın da iç barış ve güvenlikle paralel ilerlemesi gerektiğini ifade etti.
Son olarak, 2026 yılında depremin yıkıcı etkilerinin hafifleyeceği ve yeni yapıların dayanıklılığı sayesinde Türkiye’nin felaket riskini azaltacağı öngörüsü paylaşıldı. Bu perspektif, uzun vadeli afet yönetimi stratejisinin bir parçası olarak kabul edildi.