
Gallup, 2024‑2025 yılları arasında 30.000’den fazla katılımla, her kıtadan temsilci ülkelerde bireylerin günlük yaşamda “öfke” hissedip hissetmediğini ölçtü. Yöntem olarak anket, katılımcıların son 24 saat içinde öfke deneyimlerini derecelendirmelerini ve bu duygunun temel nedenlerini belirtmelerini sağladı. Sonuçlar, ekonomik baskıların ve siyasi belirsizliklerin öfke seviyelerini belirgin bir şekilde yükselttiğini gösteriyor.

Türkiye, listede %38 oranla altıncı sırada yer alıyor. Bu oran, küresel ortalama %22’nin çok üzerindedir. Ülkenin bu yüksek konuma yükselmesinde üç temel faktör öne çıkıyor:
1. Ekonomik Baskılar: Enflasyon, işsizlik ve döviz kuru dalgalanmaları halkın günlük hayatını doğrudan etkiliyor.
2. Siyasi Belirsizlik: Hükümet politikalarındaki dalgalanmalar ve dış politika gerilimleri toplumda güven eksikliğine yol açıyor.
3. Toplumsal Gerilimler: Bölgesel çatışmalar, mülteci akımları ve güvenlik endişeleri ruh halini olumsuz etkiliyor.
Bu faktörlerin birleşimi, Türkiye vatandaşlarının %38’inin her gün öfke hissettiğini açıklıyor.
Avrupa ülkelerinin büyük bir kısmı, orta ve alt sıralarda yer alıyor. Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka ve İsviçre gibi ülkelerde öfke oranları küresel ortalamanın altında seyrediyor. Bunun nedeni, bu ülkelerde ekonomik istikrar ve güçlü sosyal güvenlik ağlarının bulunması.
Öte yandan, Kuzey Kıbrıs, Lübnan, Afganistan, Irak ve Sierra Leone gibi ülkeler, %45‑%55 aralığında daha yüksek oranlar gösteriyor. Bu ülkeler, uzun süredir devam eden siyasi krizler ve güvenlik sorunları nedeniyle yüksek öfke seviyeleriyle mücadele ediyor.
Ekonomi ve sosyoloji uzmanları, bu tabloyu “bireysel öfke yerine, toplumsal düzeyde birikmiş ekonomik ve politik gerilimlerin yansıması” olarak değerlendiriyor. Dr. Ayşe Yılmaz, “Öfke, sadece kişisel bir duygu değil; aynı zamanda bir toplumsal alarmdır. Türkiye’deki yüksek oran, politika yapıcıların acil müdahale gerektiren bir sorunla karşı karşıya olduklarını gösteriyor.” diyor.
Uzmanlar, enflasyonun kontrol altına alınması, işgücü piyasasının iyileştirilmesi ve güvenlik politikalarının şeffaflaştırılmasıyla öfke seviyelerinin düşebileceğini vurguluyor. Ayrıca, psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve toplumsal dayanışma projelerinin artırılması da uzun vadeli bir çözüm olarak öneriliyor.
Bu veriler, ülkelerin sadece ekonomik performanslarını değil, aynı zamanda toplumun ruhsal sağlığını da izlemeleri gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.