
1934 yılında Paris’te varlıklı bir Katolik ailede doğan Brigitte Bardot, çocukluğunda gösterdiği bale yeteneği sayesinde Paris Konservatuvarı’na kabul edildi. 15 yaşındayken Elle dergisinin kapağında yer alması, onun moda dünyasına adım atmasını sağladı ve kısa sürede sinema yapımcılarının radarına girdi. 1950’lerin başında küçük roller alarak başladığı kariyeri, 1956’da Roger Vadim’in yönettiği And God Created Woman (Orgasım Tanrı Yaratmıştı) filmiyle bir anda uluslararası bir yıldız haline geldi. Film, Saint‑Tropez’de çekildiği için Bardot’un adını bu lüks sahil kasabasıyla da özdeşleştirdi.
Bu dönemde Bardot, Henri‑Georges Clouzot, Louis Malle ve Jean‑Luc Godard gibi sinema devleriyle çalıştı. Hollywood’da da Viva Maria! ve Shalako gibi yapımlarla yer alarak, Fransız sinemasının dışına çıkıp küresel bir popülarite kazandı.

Brigitte Bardot, son yıllarında giderek kendi mahremiyeti ve hayvan hakları aktivizmi üzerine odaklandı. 2024 sonbaharında ciddi bir karın ameliyatı geçirdiği bildirildi ve hastaneye kaldırıldı. Aynı yıl içinde iki kez ardı ardına hastaneye giriş yaptı; ölüm söylentileri sosyal medyada hızla yayıldı. Bardot, “Ölmedim, gayet iyiyim. Hiçbir yere gitmeye niyetim yok” diyerek bu söylentileri çürüttü.
Ancak hastalığın seyrinde beklenmedik bir gerileme yaşandı. Saint‑Tropez’deki evinde kalırken durumunun kötüleştiği ve Toulon’daki bir hastaneye nakledildiği ortaya çıktı. Doktorlar, Bardot’un yaşına bağlı organ yetmezlikleri ve uzun yıllara dayanan kronik inflamasyon sorunlarıyla mücadele ettiğini belirttiler. 2025 yılı Aralık ayının ilk haftasında, 91 yaşında hayatını kaybettiği resmi olarak açıklandı.
1977 yılında kurduğu Brigitte Bardot Vakfı, dünyanın dört bir yanındaki hayvan hakları kampanyalarına öncülük etti. 1986’da fok avlarına karşı protestolar, 1990’larda Faroe Adaları’ndaki yunus avları ve 2000’lerde Avustralya’daki kedi katliamları gibi konularda dünya liderlerine mektuplar gönderdi. Bu eylemler, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda küresel bir aktivist olarak da hatırlanmasını sağladı.
Aktivist kimliği, bazı çevrelerde tartışmalara yol açtı. 2003 yılında yayımlanan A Cry in the Silence adlı kitabında aşırı sağ söylemler kullandığı ve ırksal nefreti körüklediği iddialarıyla mahkum edildi. Bu süreç, Bardot’un mirasını karmaşık bir hale getirdi; sanatçı kimliği ve hayvan hakları savunuculuğu büyük takdir toplarken, politik söylemleri eleştiri oklarını çekti.
Brigitte Bardot’un sinemadaki başarısı, 1950‑60’lı yılların modasını, kadın kimliğini ve özgürlük arayışını şekillendirdi. Simone de Beauvoir, Bardot’u “Fransa’nın en özgür kadını” olarak nitelendirmişti. Ayrıca 1969’da Fransa Cumhuriyeti’nin sembolü Marianne için canlı model seçilmesi, onun ulusal bir ikon haline gelmesinin bir başka göstergesiydi.
Hayvan hakları aktivizmi, Bardot’un adını sonraki nesillere taşıyan bir miras bıraktı. Vakfı, bugün hâlâ avcıların yasaklanması, hayvan barınaklarının desteklenmesi ve çevre bilincinin artırılması gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Ölümü, hayranları ve aktivist çevreleri tarafından büyük bir kayıp olarak algılandı; sosyal medyada “#BardotForever” etiketiyle anma mesajları yayıldı.
Brigitte Bardot’un yaşamı, sanat, özgürlük, tartışma ve savunma temalarını bir arada barındıran bir panoramadır. 91 yıllık ömrü, sinema tarihine altın harflerle kazınmış bir efsane ve hayvan hakları mücadelelerinde iz bırakmış bir lider olarak hatırlanacak.