
İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, eski İzmir milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın Cumhurbaşkanına hakaret ve iftira suçlamalarıyla yargılanmasıyla başladı. Sanık, Ekim ayında tutuklanmış ve SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) üzerinden duruşmaya katılmıştı. Mahkeme, savunma sürecinde Kocabıyık’ın ifadelerini ve savunma avukatlarının beyanlarını dikkate alarak kararını verdi.

Kocabıyık, savunmasında şunları dile getirdi: “Sabahın köründe bir araba dolusu polis evimi bastı. Evimi paldır küldür aradılar, telefonuma el koydular. Davet edilseydim acaba ifade vermeye gitmez miydim?” Ayrıca, “Cımbızlanarak suç icat edilmiş. Hangi ifadenin neden suç olduğu anlatılmamış. Ben esasında muhalif biri değilim. Hayatımı adaletten yana sürdürürüm.” gibi açıklamalarda bulundu. Sanık, ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkının sınırlandırılmadığını vurguladı.
İddianameyi hazırlayan cumhuriyet savcısı, Kocabıyık’ın “eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı” gerekçesiyle ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘iftira’ suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Savcının mütalaası, kamuoyunda geniş yankı buldu ve siyasi tartışmalara yol açtı.
Mahkeme, sanığın suçlamalarını kabul ederek 2 yıl 5 ay 5 gün hapis cezası verdi. Ancak, karar metninde “hükümle birlikte tahliye” ifadesi yer aldı ve Kocabıyık, mahkeme kararının okunmasının ardından özgür bırakıldı. Bu karar, hem savunma ekibi hem de insan hakları örgütleri tarafından “adli sürecin siyasi bir araç olarak kullanılmasına” dair eleştirilerle karşılandı.
Uzmanlar, benzer davaların Türkiye’de ifade özgürlüğü ve siyasi muhalefet üzerindeki etkisini tartışıyor. Birçok hukukçi, “hakaret suçlamalarının net bir tanımı olmadan, yargılamalar siyasi amaçlı kullanılabilir” görüşünde. Diğer yandan, bazı siyaset analistleri, bu tür davaların partiler arası rekabeti kızıştırabileceğini ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebileceğini belirtiyor. Kocabıyık’ın tahliyesi, önümüzdeki dönemde benzer davaların seyrine ışık tutabilir.