
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) karşısında yeniden askeri harekâta başvurma niyetinde olmadığını, ancak “sabrının tükendiğini” açıkladı. TRT World’e yaptığı açıklamada, 10 Mart 2025 tarihli anlaşmanın uygulanmasının geciktiğini, bu gecikmenin ise bölgedeki istikrarı tehlikeye attığını belirtti.

Fidan, SDG’nin 13 maddelik nihai teklif çerçevesinde Suriye ordusuna entegrasyon planını hayata geçirmek istemediğini, ancak bu planın “hiçbir gecikme olmadan ve çarpıtılmadan” uygulanması gerektiğini vurguladı. Anlaşmanın gecikmesinin, Suriye’deki ulusal birliğin zayıflamasına ve terör örgütlerinin (özellikle IŞİD) yeniden güç kazanmasına zemin hazırladığını ifade etti.
SDG’nin temelini, Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturmaktadır. Türkiye, YPG’yi “PKK’nın uzantısı ve terör örgütü” olarak nitelendiriyor ve bu nedenle SDG’ye karşı aynı yaklaşımı benimsiyor. ABD ise SDG’yi, IŞİD’e karşı uzun yıllardır müttefik olarak görüyor; bu durum bölgedeki dış politika dinamiklerini daha da karmaşık hâle getiriyor.
10 Mart anlaşmasının ardından, Suriye’deki yeni geçici devlet başkanı Ebu Muhammed Colani (Ahmed Şara) ve SDG Başkomutanı Mazlum Abdi arasında sekiz maddelik yeni bir entegrasyon protokolü imzalandı. Bu protokol, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunu, üç tümen halinde yeniden yapılandırılmasını ve Suriye’nin tüm etnik ve dini gruplarının haklarının güvence altına alınmasını öngörüyordu. Ancak, protokolün uygulanması hâlen askıda; SDG’nin Suriye ordusuna tam entegrasyonu gerçekleşmedi.
Fidan, “SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır” diyerek, Ankara’nın bölgedeki “sağlıklı işbirliği” beklentisini bir kez daha dile getirdi. Türkiye, SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna geniş çaplı bir askeri giriş yapmasını ve Fırat Nehri’nin doğusunda sadece kendi üç tümeninin konuşlanmasını talep eden pozisyonunu kesin bir dille reddediyor. Şam ise SDG’nin Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı olmadan, “özerk bir komuta yapısına” sahip olmasını savunuyor.
ABD’nin SDG’ye verdiği stratejik destek, bölgedeki güç dengesini etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, Rusya’nın Esad rejimini desteklemesi ve İran’ın Suriye‑Irak sınırında etkinliğini sürdürmesi, SDG’nin entegrasyon sürecini daha da karmaşıklaştırıyor. Uzmanlar, 10 Mart anlaşmasının 2025 sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesinin mümkün olmayabileceğini, aksi takdirde bölgedeki istikrarsızlığın artabileceğini uyarıyor.
Fidan, “Biz sadece işlerin diyalog, müzakereler ve barışçıl yollarla ilerlemesini umuyoruz” diyerek, diplomatik çabaların devam edeceğini vurguladı. SDG’nin anlaşma taahhütlerini gecikmeden yerine getirmemesi durumunda, Türkiye’nin “askeri seçenekleri değerlendirmek zorunda kalabileceği” uyarısını da ekledi.