Türkiye Cumhuriyeti Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Turkuvaz Medya Merkezi’nde düzenlenen 5. Finansın Geleceği Zirvesi ve Para Sohbetleri’nde yaptığı açılış konuşmasında, “Reel sektör-finans sektörü birbirinin rakibi değil, tamamlayıcı iki parçadır” diyerek iki alan arasındaki sinerjinin önemine dikkat çekti. 
Yılmaz, reel sektörün güçlenmesinin finansal piyasalar için sağlam bir temel oluşturduğunu, finans sektörünün de gelişiminin reel yatırımları canlandırdığını ifade etti. Bu yaklaşım, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından kritik bir perspektif sunuyor.
Küresel Büyüme ve Ticaret Dinamikleri
Yılmaz, son 22 yılın ortalama dünya büyümesinin %3,5 olduğunu, 2025‑2026 döneminde IMF tahminlerine göre bu oranların %3,1‑%3,2 civarında seyredeceğini belirtti. Dünya ticaretinin ise tarihsel ortalama %4,1’in altında, %3 civarında bir büyüme beklentisiyle ilerlediğini sözlerine ekledi. Bu veriler, “daha kapalı bir dünyaya doğru gittiğimizi gösteriyor” şeklinde yorumlandı ve Türkiye’nin dış ticaret stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti.
Ticaret Ortaklarının Büyüme Performansı
Türkiye dış ticaretinin yaklaşık %70’inin Avrupa Birliği ve MENA (Kuzey Afrika‑Orta Doğu) bölgesine yöneldiğini hatırlatan Yılmaz, bu bölgelerin 2026 itibarıyla daha olumlu bir büyüme performansı sergileyeceğini, bunun da Türk ihracatının artışına katkı sağlayacağını vurguladı. Kur dalgalanmalarının değil, ticaret ortaklarının büyümesinin dış ticaretin asıl belirleyicisi olduğunu dile getirdi.
Dünya Finansal Koşulları ve Emtia Fiyatları
Yılmaz, küresel enflasyonun yavaş düşüş trendinde olduğunu, faiz oranlarının ise giderek daha düşük seviyelere gerilediğini, bu durumun gelişmekte olan ülkeler için finansal koşulları iyileştirdiğini belirtti. Ayrıca, petrol ve diğer emtia fiyatlarının ılımlı bir seyir izlediğini, Türkiye’nin enerji ithalat maliyetlerini hafifleteceğini ifade etti. Geçen yıl yalnızca enerjiye 60 milyar doların üzerindeki bir fatura ödenmişti ve bu rakamın düşmesi, makroekonomik istikrarı destekleyecek bir faktör olarak öne çıktı.
Finansal İstikrar Önceliği
Yılmaz, Türkiye’nin büyüme hedeflerini korurken aynı zamanda finansal piyasalarda istikrar sağlama çabasını da vurguladı. Enflasyonla mücadelede para politikası, maliye politikası ve yapısal dönüşümler birlikte kullanılmakta; enerji paketleri, yenilenebilir enerji teşvikleri, iklim kanunu gibi reformlar da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Düşük gelirli grupların gıda ve konut harcamalarına yönelik desteklerin artırılması, sosyal politikaların da istikrarın bir parçası olduğu belirtiliyor.
Türk Finans Sektörünün Dayanıklılığı
Yılmaz, Türkiye finans sektörünün uluslararası standartlara uyumu, sermaye yeterlilik oranının %18,9 olması ve asgari %8 seviyesinin çok üzerinde bir yapı sergilemesi sayesinde bölgesel bir örnek teşkil ettiğini söyledi. Ekim ayı itibarıyla bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün 44,1 trilyon TL, kredilerin 21,6 trilyon TL, mevduatın ise 25,4 trilyon TL’ye ulaştığını belirtti. Takibe dönüşüm oranının %2,5 seviyelerinde stabil seyrettiği, risk yönetiminin etkin olduğu vurgulandı.
Reel ve Finans Sektörünün Tek Resimdeki İki Parçası
Son olarak Yılmaz, “Bu iki sektör birbirinin rakibi değil, tamamlayıcı iki parçadır; güçlü bir reel ekonomi sağlam bir finansal zemini doğurur” diyerek, politikaların kısa vadeli çıkar farklılaşmalarına değil, uzun vadeli bütüncül bir yaklaşıma dayandırılması gerektiğini tekrarladı. Bu perspektif, yatırımcılara ve iş dünyasına güven sinyali verirken, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini de teminat altına alıyor.