
Fransa, son iki yılda beş başbakan değişikliğiyle dikkat çekiyor ve ülkenin siyasi kaosu, İtalyanlar tarafından alaya alınmasına neden oluyor. Fransa’nın ekonomik sorunları, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un etkisini yitirmekte olduğu iddiasıyla birlikte artıyor. Ülkenin borçları hızla artıyor ve 2024 yılında 67 milyar euro’nun borç ödemesine gitmesi bekleniyor. Bu rakamın 2030 yılına kadar 100 milyar euro’ya ulaşması tahmin ediliyor.

Fransa’nın ekonomik sorunları, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Fransa’nın kredi notunu düşürmesiyle daha da kötüleşti. Bu durum, Fransız hükümetinin borçlanmasını daha pahalı hale getirdi ve ülkenin istikrarı ve borcu ödeme kabiliyetine ilişkin artan şüpheleri yansıttı. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) başvurmak ya da Avrupa Merkez Bankası’nın müdahalesini talep etmek zorunda kalma ihtimali artık çok uzak değil.
Fransa’da siyasi çalkantılar, Avrupa’da savaş, ABD’nin Avrupa ile angajmanı azaltması, popülizmin yükselişi gibi arka plan faktörleriyle birlikte gerçekleşiyor. Aşırı sol ve sağ partilerin yükselişi, ülkenin siyasi dengesini tehdit ediyor. Bloquons Tout adlı bir grup, 10 Eylül’de ülke çapında protesto düzenledi ve 18 Eylül’de sendikalar ve sol partilerin hükümetin planlarına karşı kitlesel gösteriler düzenledi.
Cumhurbaşkanı Macron, ülkeyi bu karmaşadan kurtarabileceği konusunda ısrarlı ancak ikinci döneminin bitmesine sadece 18 ay kaldı. Ülkenin sahip olduğu zenginlik, altyapı ve kurumsal dayanıklılık gibi güçlü yönleri, pek çok kişinin tarihi bir dönüm noktası olarak gördüğü bu süreci atlatmasını sağlayabilir. Ancak başka bir senaryo daha var: Kalıcı olarak zayıflamış, sol ve sağ aşırılık yanlıları tarafından yıpratılmış, Avrupa’nın yeni hasta adamı olmak.
Macron’un 2024 yazının başlarında Ulusal Meclisi feshine kadar uzanan başbakanlarla yaşanan gerginlikler, yeni parlamento artık üçe bölünmüş durumda: merkez, sol ve aşırı sağ. Hiçbir grup işleyen bir hükümet kurmayı düşünemiyor bile, çünkü diğer ikisinin mutlaka ona karşı birleşeceği biliniyor.
Macron’un Lecornu’yü başbakan olarak ataması, bir değişim gerçekleştirmesini istiyor. Esas olarak siyasi sağa yaslanan Macron artık solla, özellikle de Sosyalist Parti (PS) ile bir anlaşma yapmak istiyor. Yasa gereği Lecornu’nün Ekim ayı ortasına kadar bir bütçe sunması ve bunun da yıl sonuna kadar kabul edilmesi gerekiyor.
Ancak sorun şu ki bir tarafa verilen her taviz, diğer tarafın çekip gitme ihtimalini artırıyor. Örneğin, Sosyalistler borçların azaltılması için çok daha düşük bir hedef talep ediyorlar. Ultra zengin girişimcilerden vergi alınmasını ve Macron’un nun iptal edilmesini istiyorlar. Ancak bu fikirler, bunları içeren herhangi bir bütçeye karşı oy kullanmakla tehdit eden iş dünyası yanlısı Cumhuriyetçilerin hoşuna gitmiyor.
Macron’un görevden ayrılacak olması, her iki tarafın da taviz vermesini daha da zorlaştırıyor. Mart ayında önemli belediye seçimleri ve ardından Mayıs 2027’de cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Siyasi dama tahtasının her iki ucunda da güçlü partiler var – sağda Ulusal Birlik (RN), solda Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) – merkezle en ufak bir uzlaşma işaretinde “ihanet” diye bağıracaklar.
Fransa’nın mali sorunları, Avrupa’yı etkiliyor ve ülkenin ekonomik istikrarı, siyasi geleceği ve Avrupa’daki rolü hakkında endişeleri artırıyor.