Taş Devri’nde kayalara işlenen gizemli sembollerden Google Haritalar‘a kadar, insanlık her zaman dünyadaki yerini kayda geçirme ihtiyacı hissetmiştir. İlk haritalar sadece coğrafi konumları göstermez; aynı zamanda bir dünya görüşünün fotoğrafını sunar. Bu fotoğraf, bir dönemin değerlerini, inançlarını ve güç dengelerini yansıtan bir ayna gibidir.
Bir atlasın sayfalarını karıştırmak, okuru hem Timbuktu gibi uzak diyarlara hem de Antik Roma İmparatorluğu’nun sınırlarına götürür; her bir harita, o dönemin insanlarının küresel hayal gücünün bir yansımasıdır.

Norveçli yazar Thomas Reinertsen Berg, 10 yaşında hediye olarak aldığı bir atlas sayesinde haritalara duyduğu merakı beslemiştir. “Theatre of the World: The maps that made history” adlı eserinde, Batlamyus, Abraham Ortelius ve Jean Picard gibi tarihsel figürlerin haritalarını ve anekdotlarını inceler.
Ortelius’un 1572’de kaleme aldığı sözler hâlâ geçerlidir: “Çoğu insan bir haritayı açtığında önce kendi yerini arar.” Bu, haritaların bireysel kimlik arayışının bir uzantısı olduğunu gösterir. BBC Mundo ile yapılan söyleşide Berg, insanların haritada kendilerini bulmak istemelerinin, toplumsal bir statü göstergesi arzusundan kaynaklandığını dile getirir.
Haritalar sadece bilgi taşımaz; aynı zamanda siyasi bir araçdır. Bir harita, bir bölgeyi “Filistin” olarak etiketleyebilir ya da bir ülkenin sınırlarını geniş göstererek milliyetçi propaganda yapabilir. Berg, Suriye’de bir kitabevinde gördüğü İsrail’i göstermeyen haritayı örnek vererek, haritaların gerçeklikten çok algıyı şekillendirdiğini vurgular.
Avusturya-Macaristan imparatorluğunda etnik dağılımları gösteren haritalar, günümüz Avrupa sınırlarıyla karşılaştırıldığında tarihsel değişimlerin izini sürmek için bir laboratuvar gibidir. Günümüzde Macaristan’ın “büyük” haritaları, Viktor Orbán yönetimindeki politik amaçlarla yeniden sınırların algısını değiştirmeye çalışır.
Günümüzün Google Haritaları, reklam ve ödeme yapan işletmelerle şekillenirken, devletlerin hâlâ haritalama projelerine yatırım yapmasının nedeni, altyapı, su boruları ve jeopolitik sınırların haritalanması gibi kamusal görevlerin hâlâ var olmasıdır. Berg, tarihsel kartografların “kitle destekli” çalışmasını Wikipedia’ya benzetir; geçmişte denizciler ve tüccarlar bilgilerini paylaşarak daha doğru haritalar oluşturmuşlardır.
Mercator, Peters ve diğer projeksiyonların tartışması, haritaların görsel manipülasyon ve algısal çarpıtma araçları olduğunu gösterir. Peters projeksiyonu, alanları doğru gösterirken seyahat açısından zorluk çıkarır; Mercator ise kuzey yarımküredeki ülkeleri büyütür, bu da “dünya tepesinde” bir bakış açısı yaratır.
Günümüzde hâlâ okyanus tabanı ve diğer gezegenlerin yüzeyleri gibi büyük ölçüde haritalanmamış alanlar vardır. Bu, keşif ve macera duygusunun hâlâ var olduğunu kanıtlar.
Sonuç olarak, haritalar geçmişin aynası, bugünün politik aleti ve geleceğin keşif haritasıdır. Onları yorumlamak, tarihsel sınırların, kültürel kimliklerin ve güç mücadelelerinin izini sürmek demektir.