
Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği’nin organizasyonu kapsamında gerçekleştirilen çalıştayda, Kemal Öztürk ajans haberciliğinin yalnızca mesleki bir sorumluluk olmadığını, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini belirtti. AA Genel Müdürlüğü döneminde çok dilli yayına geçiş sürecinin nasıl bir zorunluluk haline geldiğine dair detaylı örnekler sundu.
“Devlet başkanının sözlerini başka bir ülkenin ajansı çeviriyorsa bu bir güvenlik meselesidir,” şeklinde konuşan Öztürk, bu nedenle AFP, Reuters gibi büyük ajanslarla rekabete girerek çok dilli yayın modeline geçtiklerini vurguladı.

Batılı ajansların dijital dönüşümünü yakından izlediklerini ve Anadolu Ajansı’nın da bu dönüşüme ayak uydurduğunu anlatan Öztürk, grafik servisini kurarak dünyanın en çok grafik üreten ajanslarından biri olduklarını iddia etti. Bu adım, ajansın yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olarak öne çıktı.
Öztürk, geçmişte gazetelerin %70’inin ajans haberine bağımlı olduğunu, günümüzde ise gazetelerin sosyal medyaya bağımlı hâle geldiğini çarpıcı bir tespitle dile getirdi. Bu durum, haber üretim süreçlerinde yeni bir tekel ve sansür mekanizması oluşturdu.
Gazze savaşı örneğini göstererek, “Facebook, YouTube gibi platformlar binlerce Filistin yanlısı hesabı kapattı, gazetecilerin verileri paylaşıldı, nokta atışı öldürüldü” şeklinde konuştu. Bu durumun artık bir güvenlik sorunu olduğunu belirtti.
Bu bağlamda, yerli ve milli platformların oluşturulması gerektiğine dikkat çeken Öztürk, “Kendi platformlarımızı kurmadığımız sürece bu güvenlik açığı başımıza bela olmaya devam edecek” uyarısında bulundu. Ulusal altyapının güçlendirilmesinin, dış baskılara karşı bir kalkan olacağına inandığını vurguladı.
Yapay zekâ kullanımına değinen Öztürk, bazı gazetecilerin ve yorumcuların içeriklerini doğrudan yapay zekâya yazdırdığını, kaynak göstermeden ekranda sunulduğunu ve bunun meslek ahlakına aykırı olduğunu ifade etti. “Yapay zekâdan alınan analizler, kaynağı belirtilmeden ekranda okunuyor. Bu mesleğimiz açısından utanç verici. Bir gün bize ihtiyaç duymayabilirler” diyerek endişelerini dile getirdi.
Öztürk, sektördeki ahlaki erozyonun enflasyon gibi ekonomik faktörlerle paralel ilerlediğini, büyük medya organlarının rekabet içinde yalan haber, manipülasyon ve sansasyon peşinde koştuğunu belirtti. “Meslekle ilgili karamsarım. Yeni nesildekilerin bizim yaptığımız hataları yapmamasını umuyorum” sözleriyle konuşmasını duygusal bir notla sonlandırdı.
Bu kapsamlı değerlendirme, ajans haberciliğinin geleceği, sosyal medyanın kontrolü ve yapay zekâ etiği konularında sektörel bir uyarı niteliği taşıyor.