Venezuela’nın sosyalist rejiminin uzun yıllar boyunca Çin ve Rusya tarafından siyasi, mali ve askeri bakımdan desteklenmesi, Hugo Chávez döneminde başlayan stratejik bir ittifakın temelini oluşturmuştu. “Çok kutuplu bir dünya yaratma” hedefiyle kurulan bu bağ, Maduro’nun 2019 seçimlerdeki meşruiyet krizinde kritik bir rol oynadı.

Ancak yıllar içinde, özellikle ABD’nin Venezuela’ya yönelik baskıları arttıkça, bu destek sembolik bir hâle büründü. Uzmanların belirttiği gibi, Pekin ve Moskova’nın açıklamaları artık somut yardım vaatleriyle desteklenmiyor.
2024 yılında ABD, nükleer enerjili denizaltılar, casus uçakları ve yaklaşık 15 bin askerle Karayipler’e devasa bir askeri varlık gönderdi. Aynı zamanda, Trump yönetimi Venezuela hava sahasını “tamamen kapalı” ilan etti. Bu hamle, Washington’un bölgedeki rejim değişikliği amacını açıkça gösteriyor.
Trump, bu müdahaleyi uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendirirken, birçok analist ve hatta Maduro’nun kendisi, bu adımların esasının “politik kontrol” olduğunu savunuyor.
Maduro, Ekim ayında hem Pekin’e hem de Moskova’ya askeri yardım talebinde bulundu. Washington Post’un sızdırdığı belgelere göre, Venezuela Rusya’dan Sukhoi savaş uçaklarının onarımı, radar sistemleri ve füze desteği istedi. Çin ise radar tespit sistemlerinin üretimini hızlandırmak istiyor.
Rusya, bu taleplere somut bir yanıt vermedi; Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov “sürekli çalışma temasları” içinde olduklarını belirtti ancak detay vermekten kaçındı. Aynı zamanda, Rus dışişleri sözcüsü Maria Zakarova “gerginliğin tırmanması daha büyük sorunlara yol açar” diyerek diplomatik bir tutum sergiledi.
Tass’ın haberine göre, Rusya’nın Venezuela’ya 100’den fazla pilot ve iki nükleer kapasiteli bombardıman uçağı gönderdiği 2018 yılına kıyasla, şu anki tutum çok daha temkinli.
Şili’deki Andrés Bello Üniversitesi’nden Prof. Fernando Reyes Matta, “Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Venezuela, Pekin ve Moskova için önceliği düşük bir ülke hâline geldi” diyor. Matta, Rusya’nın Ukrayna savaşı ve Çin’in ABD ile yaşadığı ticari gerilimler nedeniyle Caracas’a doğrudan askeri destek vermesinin maliyetli olacağını vurguluyor.
Kolombiya’daki Icesi Üniversitesi’nden Prof. Vladimir Rouvinski, “Kremlin’in kaynakları, Ukrayna’daki savaş ve Batı yaptırımları nedeniyle zorlanıyor; bu da Venezuela’ya daha az destek anlamına geliyor” şeklinde bir analiz sunuyor.
Her iki uzman da, Çin’in ekonomik desteklerini de azaltma eğiliminde olduğunu, artık esas olarak geçmiş kredileri geri almaya odaklandığını belirtiyor. 2005‑2022 yılları arasında Latin Amerika’da Çin kredilerinden en çok yararlanan ülke Venezuela idi; ancak son yıllarda bu akış gerildi.
Maduro’nun iç politikada da büyük bir yalnızlık içinde olduğu görülüyor. 2024 Temmuz seçimlerinde usulsüzlük iddiaları, muhalefetin uluslararası destek bulmasına rağmen, seçim sonuçları hâlâ tartışmalı bir şekilde açıklanmadı. Nobel ödüllü María Corina Machado’nun önderliğindeki muhalefet, seçim kayıtlarını yayınlayarak seçim sahteciliğini ortaya koydu.
Uzmanlar, “Maduro şu anda tamamen izole bir konumda; hem Çin hem de Rusya diplomatik olarak destek vermeye devam etse de, somut askeri ya da mali yardım sağlama ihtimali düşük” diyor. Bu durum, Venezuela’nın ekonomik çöküşünü hızlandırabilir ve bölgedeki istikrarı tehdit edebilir.
Sonuç olarak, ABD’nin Karayipler’deki askeri varlığı ve Venezuela’nın dış müttefiklerinden gelen sınırlı destek, Caracas’ın uluslararası sahnedeki konumunu yeniden tanımlamasını zorunlu kılıyor. İlerleyen aylarda, hem iç hem dış dinamiklerin nasıl bir araya geleceği, bölgenin gelecekteki güvenlik ve ekonomik dengelerini belirleyecek.