
Mahkeme, tutuklu sanıkların cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldığı bir oturumla başladı. Hiranur’un anne ve babası ile avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu.
Hüseyin Arda Şark (19) ise olay gününü “asker eğlencesi” olarak nitelendirdi ve şu ifadeleri kullandı: “Eğlencede havaya ateş etmek için silahı yanımda aldım… Şaka yapıyorduk, silah ateş aldı ve Hiranur’u dere kenarına bıraktım…”
M.Z. (27) ise kendisine yöneltilen “suç delillerini yok etme” suçlamasını reddederek, “Delilleri karartmadık. Hiranur arka koltuktaydı, silah bir anda ateş aldı” şeklinde savundu.
Nazmi Ç. (20) ise aynı suçlamayı kabul etmedi ve “Suç delillerini yok etmedik” diyerek savunmasını sürdürdü.

Hiranur’un annesi Gülten Tan, sanık Hüseyin Arda Şark ile kızının “yaklaşık iki aylık bir birlikteliği” olduğunu belirterek, “Kızıma bu kişiden uzak durmasını söylemiştim. Kızımı hayattan kopardılar. Bu bir şaka ya da kaza değil, cinayet” dedi.
Babası Murat Aygar ise, “Benim kızımın hayatı kimsenin şaka konusu olamaz. Türk adaletine güveniyorum” diyerek şikayetini resmileştirdi.
Durumu değerlendiren mahkeme heyeti, tanık ve avukat beyanlarını dinledikten sonra duruşmayı eksiklerin giderilmesi amacıyla ileri bir tarihe erteledi. Sanıkların tutukluluk hâli ise aynı şekilde devam ettirildi.
Bu karar, davanın ilerleyen aşamalarında ek delillerin ve tanık ifadelerinin toplanması gerektiğini gösteriyor. Uzmanlar, benzer olaylarda delil zincirinin kırılmaması için adli süreçlerin titizlikle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
1 Eylül 2024 tarihinde, Mersin’in Toroslar ilçesi Akbelen Mahallesi’nde, 16‑yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar park halindeki bir otomobilde tabancayla vurularak hayatını kaybetti. Olayın ardından polis, Hiranur’un erkek arkadaşı Hüseyin Arda Şark (19), M.Z. (27) ve Nazmi Ç. (20)’yi gözaltına alarak tutukladı.
Bu üç şüpheli, hâlihazırda tutuklu olarak mahkemeye çıkarıldı ve iddianamede Hüseyin Arda Şark’a “çocuğa karşı kasten öldürme” ve “ruhsatsız silah bulundurma” suçları, diğer iki sanığa ise “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçları yöneltildi.
Mahkemenin alacağı karar, hem toplumsal duyarlılığı hem de adli sistemin bu tür vakalara yaklaşımını şekillendirecek nitelikte.