
Eski AK Parti Mardin Milletvekili ve yazar Orhan Miroğlu, “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” adlı belgeselini Atlas 1948 Sineması’nda özel gösterimle izleyiciyle buluşturdu. “12 Eylül Darbesi’nin ardından Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan insan hakları ihlallerini tanıkların gözünden ve tarihi belgeler ışığında yeniden anlatmak istedik” diye açıklama yapan Miroğlu, projeye Matiate Production imzasını taşıdığını belirtti.

Belgeselin yapımcısı, bir dönem Diyarbakır Cezaevi’nde de kalmış olmanın derin etkisini vurguladı. “Cezaevini anlatan anı romanım ‘Dijwar: Faili Meçhul Cinayetler ve Diyarbakır Cezaevi’ne Dair Her Şey’ 2004’te yayımlandı” diyerek, o yıllarda ailesine yazdığı 140’a yakın mektubu da hatırlattı. Bu mektuplar, 2009’da “Öİümden Kalma: Diyarbakır Cezaevinden Mektuplar” adlı esere dönüştü ve 2023’te ise aynı dönemde bir askerle yaptığı iki söyleşi, belgeselin temel yapıtaşlarından biri oldu.
Belgesel adı, cezaevinde kurulan özel bir posta kutusuna dayanıyor. Miroğlu, bir mahkumun ailesine mektup gönderirken kullandığı sistemi şöyle anlattı: “Gelen mektuplar bir komutan tarafından gözden geçiriliyor, ardından aileye ulaştırılıyor. Bu süreçte “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” adında bir kutu açılmıştı”. Bu benzersiz iletişim yöntemi, hem baskının hem de dayanışmanın sembolü olarak belgeselin başlığına ilham verdi.
Belgesel, cezaevindeki fiziksel ve psikolojik şiddeti arşiv görüntüleri, canlandırmalar ve tanık ifadeleriyle gözler önüne seriyor. Demir parmaklıkların ardında yaşanan zulüm, dönemin askeri doktrinasının insan hakları üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koyuyor. Miroğlu, “O dönem Diyarbakır Cezaevi bir insanlık suçu merkeziydi; bu olayları siyasi değil insani bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalıştım” diyerek mesajını netleştiriyor.
Belgeselin temel temalarından biri yüzleşmedır. Miroğlu, “Türkiye ne yazık ki yaşadığı olaylarla gerçek anlamda yüzleşemedi. Bu film, o yara üzerine bir merhem koymayı amaçlıyor” şeklinde konuştu. 12 Eylül’ün etnik bir hınç ve askeri doktrinasyonla şekillenen atmosferine ışık tutan yapım, izleyiciyi geçmişle yüzleşmeye davet ediyor.
Yapım ekibi, döneme ait 300’e yakın fotoğraf ve çok sayıda arşiv belgesi kullandı. “Savaş sonrası slogan ve amblemler silinmiş olsa da, arşivler cezaevinin gerçek tablounu net bir şekilde ortaya koyuyor” diyen Miroğlu, gazeteci Sadık Kaplan’ın çektiği fotoğrafların belgeselde kritik bir yer tuttuğunu vurguladı.
Yaklaşık iki buçuk saat süren özel gösterime siyaset, sanat ve kültür dünyasından birçok isim katıldı. Katılımcılar, belgeselin hafızanın tazelenmesi ve toplumsal uzlaşı sürecine katkı sağlayacağı konusunda ortak bir görüş bildirdi. Miroğlu, “Bu film yeni bir kin ya da öfke yaratmak için değil, tarihsel bir bilinç oluşturmak için hazırlanmıştır” diye ekledi.