Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) önceki başkanı ve tanınmış bir hukukçu olan Prof. Dr. Mustafa Şentop, Türkiye Basın Federasyonu (TÜBAF) tarafından düzenlenen ‘Anadolu Sohbetleri’ programı çerçevesinde bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Görüşme sırasında terör, yeni anayasa, Can Atalay davası ve Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik meseleleri gibi geniş bir yelpazede değerlendirmeler yaptı.

Şentop, Can Atalay’ın milletvekilliğiyle ilgili Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına ilişkin soruya yanıt verirken, bireysel başvuru kararlarının kesin bağlayıcı nitelik taşıdığını vurguladı. AYM’nin yalnızca ihlali tespit etmediğini, aynı zamanda hak ihlalinin nasıl giderileceğine dair somut adımları da karara dahil ettiğini hatırlattı.
Geçmişte Enis Berberoğlu ve HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun da benzer süreçlerden geçtiğini, bu davalarda mahkemenin kararların bekletilmesinin, o dönemde yürürlükteki kanunların uygulanabilirliğinin tartışmalı olmasından kaynaklandığını belirtti. Şentop, bu beklemelerin “haklı ve gerekçeli bir süreç” olduğunu ifade ederek, “AYM kararlarının zamanında ve eksiksiz uygulanması, hukuk devleti ve demokratik sorumluluk açısından vazgeçilmezdir” dedi.
PKK’nın “fiilen sona erdiği” görüşünü dile getiren Şentop, “Terör örgütünün varlığının sona ermesi tek başına yeterli değildir; terörün tamamen ortadan kalkması, sınır ötesi tehditlerin de yok edilmesi gerekir” şeklinde bir tutum sergiledi. Terör mensuplarının affına yönelik soruya ise, “Bu teknik bir mesele; suçun niteliği, kişi sayısı ve yeniden suç işleme ihtimali dikkate alınarak, örneğin 5 yıl içinde suç işlememe durumunda cezasızlık gibi bir uygulama düşünülebilir” yanıtını verdi.
Şentop, Suriye’nin kuzeyindeki SDG/PKK unsurlarıyla ilgili soruya, “Türkiye’nin öncelikli talebi, Suriye’de üniter bir yapı kurulması ve PKK’nın farklı isimler altında faaliyet gösteren gruplarının yabancı unsurlardan arındırılmasıdır” şeklinde yanıt verdi. Bu bağlamda, bölgedeki güvenlik ve istikrarın sağlanmasının, bölgesel politika ve uluslararası iş birliğiyle mümkün olacağını vurguladı.
Mevcut 1982 Anayasası’nın, darbeler döneminde güvenlik odaklı bir perspektifle hazırlandığını hatırlatan Şentop, “Bugün hâlâ geçerli olan bazı maddeler, toplumsal ihtiyaçlarla tam olarak örtüşmüyor; özellikle dil, vatandaşlık tanımı ve kimlik gibi konularda sınırlayıcı hükümler mevcut” dedi.
42. maddeyi örnek göstererek, “Hiçbir dil Türk vatandaşlarına ana dil olarak öğretilemez” ifadesinin tarihsel bağlamda güvenlik kaygılarına yanıt olarak yazıldığını, ancak günümüzde “öğretilebilir ama öğretilemez” gibi çelişkili bir durumu yansıttığını ve farklı dillerin zaten öğretildiğini belirtti.
Yeni anayasanın, “toplumsal farklılıkları çatıştırmak yerine birleştiren, kapsayıcı ve özgürlükçü bir çerçeve” sunması gerektiğini vurguladı. Kimlik temelli ayrıcalıkların yerine, tüm vatandaşları eşit kabul eden bir metnin hazırlanmasının, demokratikleşme sürecinin doğal bir adım olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecekteki seçimlerde yeniden aday olup olmayacağı sorusuna, “Anayasada iki dönem sınırı var; ancak TBMM’nin seçimleri yenileme kararı alması halinde adaylık mümkün” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu bağlamda, anayasa değişikliği, referandum ve mutabakat süreçlerinin nasıl işleyeceğine dair detaylı bir çerçeve çizmeye çalıştı.
Şentop, “Anayasa değişikliği sürecinin teknik detayları, oy çokluğuna göre referandum gerekliliği ve 360‑400 arasında bir oy oranının referandum zorunluluğu gibi unsurları içerdiğini” belirterek, “Bu konuların siyasi irade ve toplumsal mutabakatla şekilleneceğini” vurguladı.
Konuşmasının son bölümlerinde, “Terörsüz Türkiye” hedefinin yalnızca güvenlik güçlerinin çabasıyla sınırlı olmadığını, toplumsal tüm kesimlerin bu sürece dahil olması gerektiğini ifade etti. Toplumun farklı kesimlerinin güvenlik politikalarına katılımının, “sürdürülebilir bir barış” için kilit olduğunu dile getirdi.
Şentop, “Anayasa Mahkemesi kararlarının zamanında uygulanması, hukukun üstünlüğü ve demokratik denetim açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur” diyerek, gelecekteki anayasa reformlarının ve terörle mücadele politikalarının, “hukuki netlik ve toplumsal uzlaşı” çerçevesinde ilerlemesi gerektiğini yineledi.