Savunma sanayi, teknolojinin kaynağıdır. Okyay, tarih boyunca en eski teknolojilerin savunma amaçlı ortaya çıktığını belirterek, bu sektörün hayatımızın her alanına nüfuz ettiğini ifade etti. “Teknolojinin kaynağı olan bir sektörden bahsediyoruz; bu teknolojiler günlük yaşamdan tıp alanındaki cihazlara kadar her yerde karşımıza çıkıyor” dedi.
Milli bağımsızlık ve ekonomik güç de savunma sanayinin iki temel gerekçesini oluşturuyor. Bağımsız bir savunma sanayi olmadan milli bağımsızlığın söz edilemeyeceğini, dışa bağımlılığın ise ekonomik yük oluşturduğunu vurguladı.
Uluslararası ilişkilerde askeri güç ise savunma sanayinin bir diğer kilit bileşeni. Askeri gücün temelini savunma sanayi oluştururken, ihracat potansiyeli de dış ilişkileri güçlendiren bir faktör.
Ekonomik maliyetler üzerine de durarak, dışarıdan alınan savunma ürünlerinin kat be kat daha pahalı olduğunu ve bu durumun teknolojik farkı daha da genişlettiğini belirtti.

Okyay, “Süper güç ABD Çin’e bağımlı, Rusya İran’dan envanter alıyor” diyerek, büyük devletlerin bile savunma alanında kritik hammadde ve teknoloji eksikliği yaşadığını ortaya koydu. ABD’nin nadir toprak elementlerinde Çin’e, Çin’in ise gelişmiş motor teknolojisinde Rusya’ya bağımlı olduğunu, Rusya’nın ise İran’dan dron temin ettiğini belirtti.
Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın NATO üzerinden ABD’ye güvenmesi, günümüzde ABD’nin politikaları ve Ukrayna savaşı nedeniyle AB’nin savunma dışa bağımlılığını fark etmesine yol açtı. AB’nin bu eksikliği kapatmak için başlattığı girişimler uzun vadeli ve zor bir süreç olacak.
Türkiye’de savunma sanayi, Vecihi Hürkuş’un ilk ataklarından 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yaşanan ambargolara, Aselsan ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na kadar uzanan bir evrim geçirdi. Okyay, “Biz de Kale Grubu olarak Stinger füzeleriyle bu sektöre ilk adımı attık” diyerek yerli üretimin köklü geçmişine işaret etti.
İlk 20 yıl lisans altı üretimler ve dışa bağımlı parça üretimleriyle geçerken, ikinci 20 yıl ise Cumhurbaşkanlığı liderliğinde milli projelerin temelleri atıldı. Bu süreç sonunda Türkiye, gurur kaynağı milli savunma ürünlerine imza attı.
Okyay, yapay zekanın savunma sanayinde bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. İnsansız sistemler, sensör ağları ve yapay zeka uygulamaları, savunma platformlarının karakterini kökten değiştiriyor. ABD’nin günlük 6 milyar dolar yapay zeka harcaması, 2026’da 5 trilyon dolara çıkma hedefi, teknolojik yarışın ne kadar çetin olduğunu gösteriyor.
Enerji ihtiyacını karşılamak için 30 GW kapasitesinde veri merkezleri kurulması, Çin’in dev güneş santralleri ve ABD’nin yapay zekaya insan duygularını öğretme çalışmaları da bu rekabetin boyutunu ortaya koyuyor. Okyay, bu teknolojilerin savunma sektöründe kontrol ve müdahale sistemleriyle birlikte ilerlemesi gerektiğine dikkat çekti.
Konuşmasını, Baykar ve TUSAŞ’ın kol‑uçuşu yapabilen sürü‑İHA’larıyla başlayan Okyay, son olarak Kızılelma ve Gökdoğan atışının iki insansız sistemin ne kadar uyumlu çalıştığını gösterdiğini belirtti. “İlk defa bir hava muharebesini bir robot kazandı” diyerek, gelecekte insan yerine robotların savaş alanını yönetebileceği yönünde felsefi bir tartışma açtı.