Op. Dr. Bilgehan Aydın, son dönemde artan “sürekli yorgunluk hissi” şikâyetlerine derinlemesine bir bakış sundu. Yorgunluğun tek bir nedene bağlanamayacağını, uyku düzensizliği, vitamin eksikliği, kronik stres, yetersiz su tüketimi ve genel yaşam tarzı bozukluklarının bir arada etkili olduğunu vurguladı. “Yorgunluk aslında vücudun verdiği önemli bir uyarıdır. Doğru şekilde ele alındığında hem enerji artışı hem de yaşam kalitesinde belirgin iyileşme sağlamak mümkündür” diyerek konunun önemine dikkat çekti.

Bu şikâyetlerin kökeninde uyku kalitesindeki bozulmalar, stres hormonu kortizolun sürekli yüksek seviyeleri ve günlük hareket eksikliği yer alıyor. Aydın, özellikle genç neslin uzun ekran süresi ve hareketsiz yaşam tarzının, metabolik yorgunluğu tetiklediğini belirtti.
Dr. Aydın, enerji seviyesini en hızlı düşüren faktörleri şöyle sıraladı: kalitesiz uyku, yoğun stres, uzun ekran süresi, hareketsiz yaşam ve B12, D vitamini ile demir eksikliği. Bu faktörlerin her birinin etkisini azaltmak için basit ama tutarlı yaşam düzenlemeleri önerdi:
Bu önerilerin yalnızca bir hafta içinde fark edilebilir bir enerji artışı sağlayacağını belirten Aydın, “Basit yaşam düzenlemeleri bile kişiye yeniden güç kazandırabilir” ifadelerini kullandı.
Vücut enerji metabolizmasının en kritik bileşenlerinden biri olan NAD (Nikotinamid Adenin Dinükleotid) seviyelerinin düşmesi, hem yaşlanma belirtilerinin hızlanmasına hem de genel yaşam süresine olumsuz etkiler yaratıyor. Dr. Aydın, “Total NAD seviyesi düştükçe hem yaşlılık belirtileri hızlanıyor hem de yaşam süresi üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkıyor” diyerek bu konuya dikkat çekti.
Nasıl çalıştığını şöyle açıkladı: “NAD, vücudun fabrikalarına bebeklik dönemindeki gibi yeniden yakıt sağlamak”. NAD’ın menşei, kalitesi ve doğru dozajı, tedavinin başarısında hayati bir rol oynuyor. Aydın, bu tedavinin yalnızca bilimsel bir yöntem olmadığını, aynı zamanda Kraliçe Elizabeth ve İngiliz Kraliyet Ailesi’nde de uygulandığını belirterek konunun uluslararası bir ilgi gördüğüne işaret etti.
Kliniğinde NAD tedavisini uygulayan Aydın, hastalarına kişiye özel doz planları hazırladığını ve tedavinin yan etkisinin çok düşük olduğunu vurguladı. Ayrıca, NAD tedavisinin enerji üretimini %30‑40 oranında artırdığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde klinik gözlemlerini paylaştı.
Dr. Aydın, yorgunlukla mücadelede sadece semptomları hafifletmek yerine temel nedenleri tespit edip müdahale etmenin uzun vadeli faydalar sağlayacağını vurguladı. Teknoloji ve tıp alanındaki yeniliklerin, özellikle NAD ve benzeri hücresel metabolizma destekleyicilerin, önleyici sağlık stratejilerinin bir parçası haline gelmesi bekleniyor. Bu bağlamda, bireylerin kendi biyokimyasal profillerini anlamaları ve kişiselleştirilmiş tedavi planları geliştirmeleri öneriliyor.
Sonuç olarak, yorgunluk bir kader değil; doğru bilgi, uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve bilimsel destekli tedavilerle enerjinizi geri kazanmak ve yaşam kalitenizi yükseltmek mümkündür.