
Türkiye’de Genel Sağlık Sigortası (GSS) ve Bağ‑Kür prim borcu bulunan kişiler, yeni yılın ilk gününden itibaren devlet hastanelerinde muayene ve ilaç temini hakkını kaybetti. 31 Aralık 2025’te süresi dolan geçici düzenlemenin yenilenmemesi, yaklaşık 2‑3 milyon kişiyi doğrudan etkiliyor.

Bu kesinti, sağlık hizmetlerine erişim hakkı konusunda daha önce geçici uzatmalarla korunan bir grubu bir anda dışarıda bırakıyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla prim borcu olanlar, devlet ve üniversite hastanelerinde muayene olamıyor, reçeteli ilaçlarını da tam ücretle temin etmek zorunda kalıyor.
Geçmiş yıllarda, her yıl sonu ya da yılbaşı döneminde yapılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle borçlulara geçici bir muafiyet sağlanıyordu. 2025 yılında da benzer bir düzenleme yürürlüğe girmiş, ancak 31 Aralık 2025’te süresi doldu ve 2026 için yeni bir karar yayımlanmadı.
BBC Türkçe’ye konuşan sosyal güvenlik uzmanı Özgür Erdursun, “GSS ve Bağ‑Kür prim borcu olan kişiler şu anda sağlık hizmetinden yararlanamayacaklar” şeklinde uyardı. Erdursun, “Bu yıl ilk defa böyle bir uzama gelmedi; genellikle yılın son günü ya da ilk gününde yeni düzenleme yayınlanırdı” diyerek durumu eleştirdi.
Uzman, 2016 ve sonrasına ait prim borcu olanların sayısının **2‑3 milyon civarında** olduğunu belirtti. Bu kişiler arasında düşük gelirli işsizler, öğrenci ve emekliler de bulunuyor; borç tutarının 60 günü aşması durumunda sağlık hizmeti alabilmek için yapılandırma veya taksitlendirme şartı aranıyor.
TBMM’de 24 Aralık’ta kabul edilen geçici madde, 1 Ocak 2016 öncesine ait GSS prim borçlarını silerek yaklaşık 1,5 milyon kişiye fayda sağlamayı hedefliyor. Ancak bu düzenlemenin yalnızca geçmiş borçları kapsadığı, yeni ve mevcut borçları etkilemediği vurgulandı.
2025 yılında brüt asgari ücret üzerinden %3’ten %6’ya çıkarılan GSS prim oranı, aylık primi 780 TL’den 1.560 TL’ye yükseltti. 2026 itibarıyla yeni asgari ücretle birlikte prim tutarı **1.981 TL** olarak belirlendi. Artan prim maliyetleri, özellikle düşük gelirli çalışanların borç birikmesine yol açıyor.
GSS, Türkiye’de sosyal güvencesi olmayan geniş bir kesimi kapsıyor. İşsiz, okuyan ya da gelir düzeyi asgari ücretin üçte birinden düşük olan bireyler, prim ödeme zorunluluğundan muaf tutulabiliyor; fakat bu muafiyetin sınırları sık sık değişiyor ve birçok kişi belirsizlik içinde kalıyor.
Sağlık hizmeti kesintisinin toplumsal etkileri hâlâ tam olarak ölçülmemiş olsa da, hastane bekleme sürelerinin artması, acil durumlarda tedavi gecikmeleri ve ilaç maliyetlerinin yükselmesi gibi riskler öne çıkıyor. Hukuk camiası ise, sağlık hizmetine erişimin temel bir hak olduğu gerekçesiyle, yeni düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olabileceği yönünde davalar açma ihtimalini değerlendiriyor.
Özetle, prim borcunu yapılandırmayan ya da taksitlendirmeyen 2‑3 milyon kişi, 2026’da devlet hastanelerinde ücretsiz sağlık hizmeti alamayacak. Uzmanlar, borçların hızlı bir şekilde yapılandırılması ve yeni geçici bir muafiyet kararının yayımlanmasını talep ediyor.