
Kremlin Sarayı Sözcüsü Dmitriy Peskov, Novgorod bölgesinde Rus Devlet Başkanlığına ait resmi konuta yöneltilen insansız hava aracı saldırı girişiminin ardından, Rusya’nın Ukrayna ile müzakerelerde tutumunu sertleştireceğini açıkladı. Peskov, bu olayı “terör eylemi” olarak nitelendirerek, “Bu sadece Başkan Putin’i hedef almıyor, aynı zamanda barışçıl çözüm çabalarını sabote etmeyi amaçlayan bir saldırıdır” dedi.
“Diplomatik sonucun, Rusya’nın müzakere pozisyonunun sertleştirilmesi olacağı” şeklindeki ifadesi, Kremlin’in artık daha katı bir dış politika izleme kararı aldığını gösteriyor.

Peskov, Rus ordusunun olası bir karşılık vermesi konusunda “hazır” olduğunu vurguladı. “Zelenskiy’nin bu durumu inkar etmeye çalıştığını ve Batı medya kuruluşlarının gerçeği çarpıttığını görüyoruz” diyerek, Rusya’nın kamuoyuna yönelik bilgi akışını kontrol altında tutma isteğini de ortaya koydu.
Hava savunma sistemlerinin insansız hava araçlarını düşürdüğü, ancak enkazın Rus Savunma Bakanlığı’nın yetki alanına girdiği bilgisini de ekledi. Bu açıklama, saldırının teknik detaylarıyla ilgili hâlâ belirsizliklerin bulunduğunu gösteriyor.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (bu isim muhtemelen bir karışıklık, aslında Rus Dışişleri Bakanı) tarafından yapılan açıklamaya göre, saldırının Ukrayna tarafından planlandığı iddia edildi. Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, bu iddiayı kesin bir dille “yalan” olarak reddetti ve “Rusya’nın Kiev’deki binalara saldırı hazırlığı içinde olduğunu” savundu.
Bu karşılıklı suçlamalar, Batı ülkelerinin ve NATO’nun da ilgisini çekti. Birçok analist, bu tür “siber‑fiziksel” saldırıların, müzakere sürecindeki güç dengesini yeniden şekillendirebileceği uyarısında bulunuyor.
Kremlin’in sert tutum mesajı, önümüzdeki haftalarda yürütülecek yüksek seviyeli görüşmelerin atmosferini büyük ölçüde etkileyebilir. Uzmanlar, “Rusya’nın diplomatik baskıyı artırması, Ukrayna’nın güvenlik garantileri talep etmesi ve Batı’nın aracılık rolünü güçlendirmesi” senaryolarını öne sürüyor.
Bu gelişmeler ışığında, uluslararası toplumun da “gerilimi yükseltmeden, diyalog kanallarını açık tutma” çabalarını sürdürmesi kritik önem taşıyor.