
Türkiye Gazetesi’nde yayımlanan habere göre, Suriye’nin kuzeyinde terör koridoru oluşturma çabalarına yönelik süreç, kritik bir dönüm noktasına ulaştı. PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG’ye verilen izin süresi 31 Aralık’ta son bulacak ve bu tarih, bölgedeki askeri ve diplomatik hareketliliği tetikleyecek. Uzun yıllardır devam eden gerilim, bu tarihle birlikte yeni bir aşamaya geçiyor; hem Suriye hükümeti hem de uluslararası aktörler bu son tarih için planlarını gözden geçiriyor.

ABD kanadında CENTCOM, PYD/YPG‑SDG konusundaki tutumunu büyük ölçüde yumuşattı. Washington, olası bir Suriye operasyonu için Şam ve Ankara’ya itiraz etmeyeceğini belirtiyor. Ancak bu açıklama, “operasyona engel olmayacağı” şeklindeki nüansla sınırlı; ABD hâlâ bölgedeki istikrarı koruma ve terörle mücadele çerçevesinde hareket etmeyi tercih ediyor. İlk etapta çekinceler taşıyan ABD yönetimi, aşiret güçleri ve sivil unsurların aktif rol almamasını şart koşuyor. Bu koşul, Şam yönetiminin ve Suriye ordusunun tamamen sorumluluğu üstlenmesi gerektiği anlamına geliyor.
İddialara göre, CENTCOM’un stratejik noktalardaki askeri varlığı, bir operasyon başlatıldığında “temas hatları ve kritik bölgelerdeki varlığı sona erecek” şeklinde azaltılacak. Bu durum, bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenebileceği ihtimalini doğuruyor.
Bölgede etkili aşiretlerden Sahani Aşireti’nin lideri Abdunnasır es‑Segni, uzun süredir baskı altında kalan halkın durumunu vurgulayarak çarpıcı bir mesaj verdi: “Yüz binlerce sivil kendi ordusunu bekliyor. Halkımız 60 yıl Baas rejimi, son 10 yıldır da PKK‑SDG zulmü altında yaşadı.” Es‑Segni, “Aralık ve Ocak ayları Suriye ve bölge için bir dönüm noktası olacak” diyerek, olası bir askeri müdahalenin bölge üzerindeki etkilerini öngördü.
Özellikle “en az 400 bin savaşçıyla terör örgütüne karşı mücadele edebileceğimizi” belirten es‑Segni, Türkiye ve Şam’dan gelecek bir karar doğrultusunda bu rakama ulaşabileceklerini iddia etti. Rakka, Haseke ve Deyrizor gibi kritik bölgelerde milyonlarca sivilin bulunduğunu hatırlatarak, “bölge halkının büyük çoğunluğunun merkezi yönetime bağlı” ve mevcut yapıların sürdürülemez olduğunu vurguladı.
Güvenlik kaynakları, aralık ve ocak aylarının Suriye’nin geleceği açısından belirleyici gelişmelere sahne olacağını öne sürüyor. Washington, Şam, Ankara ve Doha arasında şekillenen yeni Suriye vizyonu, ülkenin üniter yapısını korumayı amaçlıyor. Bu çerçeve, İsrail’in bölgedeki çıkarlarını “ciddi biçimde rahatsız ettiği” ve bu durumun diplomatik baskıyı artırdığı belirtiliyor.
Plan kapsamında, PKK’nın sahadaki varlığını meşrulaştırmak için kullanılan DEAŞ’la mücadele görevi koalisyon güçleri ve Suriye ordusu tarafından yürütülecek. Aynı zamanda YPG/SDG’nin Şam’a entegrasyonu, siyasi, askeri, mali ve coğrafi taleplerinden vazgeçmesi yönünde bir yol haritası çiziliyor. Bu entegrasyon, uzun vadede bölgedeki çatışmaların azalması ve istikrarın sağlanması için bir adım olarak görülse de, hâlâ birçok belirsizlik barındırıyor.
Özetle, 31 Aralık tarihine kalan sayılı günler, ABD’nin tutumu, Sahani Aşireti’nin iddialı açıklamaları ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi unsurları bir araya getirerek, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir kriz ya da barış fırsatı yaratabilir. Gelişmelerin seyrine bağlı olarak, bölgedeki tüm aktörler hem askeri hem de diplomatik alanda yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalacak.
Bu gelişme gerçekten çok önemli. Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden terör örgütlerine karşı mücadelede ABD’nin de bizim yanımızda olması gerekiyor.
Uluslararası toplumun da Suriye’deki terör örgütlerine karşı mücadelede Türkiye’ye destek vermesi gerekiyor. Bu bir küresel sorundur.