8 Aralık 2024, modern Suriye tarihinin en çalkantılı günlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) güçleri, uzun süren çatışmaların ardından başkent Şam’a girdi ve 61 yıllık Baas rejimini sonlandırdı. Bu gelişme, sadece bölgesel değil, küresel politika sahnesinde de büyük bir çalkantıya yol açtı.

HTŞ’in Operasyonu ve Şam’ın Düşüşü
Ebu Muhamed Colani liderliğindeki HTŞ, 27 Kasım 2024’te başlattığı geniş çaplı operasyonla Suriye ordusunu geride bıraktı. Operasyonun başarısı, uzun süredir süren iç savaşın seyrini kökten değiştirdi ve HTŞ’in Şam’a yürüyüşünü mümkün kıldı. Şam’ın kalbi atarken, Baas’ın kurucusu Beşar Esad aynı gün ülkesini terk etti; bu, 1971’den beri süregelen otoritenin sona erdiğini simgeliyordu.
Yeni Lider Ahmed Şara
HTŞ’in zaferinin hemen ardından, Colani Başkanlık Sarayı’na yerleşti ve kendine Ahmed Şara adını verdi. Şara, hafta sonu Doha Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Ülkemizin normalleşmesi zaman alacak, ancak dört yıl içinde kesin seçimler yapılacaktır” diyerek yeni dönemin çerçevesini çizdi. Bu sözler, Suriye’nin demokratikleşme sürecine dair uluslararası beklentileri de şekillendirdi.
Yeni Anayasa ve Seçimler
Şara’nın yönetiminde, yeni bir anayasa hazırlanması ve ülkenin tam istikrarının sağlanması öncelikli hedefler arasında yer alıyor. 5 Ekim’de Süveyda ve Rojava dışındaki bölgelerde gerçekleştirilen seçimler, Halk Meclisi’nin temellerini atarken, Rojava’nın Kürt nüfusunun bölgedeki rolüne de yeni bir perspektif getirdi. Rojava, Kürtçe’de “batı” anlamına gelmekte ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki etnik çeşitliliğin bir sembolüdür.
Türkiye’nin Bölgesel Rolü
Suriye’deki iç savaş sonrası en fazla mülteci barındıran komşu ülke Türkiye, son bir yılda insani yardım, enerji ve ulaşım gibi kritik alanlarda Suriye’ye destek sağladı. Ankara, bu süreçte Suudi Arabistan ve Katar ile koordinasyon içinde hareket ederek, bölgedeki istikrarı korumayı amaçladı. Türkiye, yeni yönetimin kapsayıcı bir yaklaşım benimseyerek etnik ve mezhepsel gerilimleri önlemesini vurguladı.
Uluslararası Tanınırlık ve Yaptırımların Kaldırılması
Yeni Suriye yönetiminin en büyük başarısı, uluslararası toplum tarafından tanınması ve BM, ABD, AB gibi kurumların ekonomik yaptırımlarını kaldırması oldu. Washington başta olmak üzere, Batı ve Orta Doğu ülkeleriyle ikili ilişkilerin yeniden kurulması, ülkenin dış politikasına yeni bir dinamizm kazandırdı.
Şara’nın Dış Politika Çalışmaları
Şara, özellikle Körfez ülkeleriyle sık seyahat ederek, Türkiye ile de bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Bu temaslar, Suriye’nin yeniden entegrasyonu ve bölgesel işbirliği çerçevesinde kritik bir rol oynadı.
İç ve Dış Güvenlik Riskleri
Yeni yönetimin karşılaştığı en büyük riskler arasında, etnik ve mezhepsel gerilimlerin sürmesi, İsrail’in askeri operasyonlarını yoğunlaştırması ve Fırat Nehri’nin doğusundaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmaların tam olarak uygulanamaması yer alıyor. Bu unsurlar, Suriye’nin uzun vadeli istikrarı için hâlâ büyük tehdit oluşturuyor.
Türkiye‑Suriye Güvenlik İşbirliği
Türkiye, Suriye’deki yeniden imarı ve güvenliğin sağlanması adına çeşitli askeri ve sivil anlaşmalar imzaladı. 13 Ağustos’ta iki ülke arasında imzalanan “Türkiye‑Suriye Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası”, ilk ortak askeri anlaşma olarak öne çıktı. Aynı zamanda, Şam’da kurulan Türkiye‑Suriye Ortak Harekat Merkezi, istihbarat paylaşımı ve ortak operasyonların yürütülmesi için bir platform sunuyor.
İsrail’in Endişeleri ve ABD’nin Rolü
İsrail, özellikle Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının artması ve SDG’nin bölgedeki konumundan dolayı endişeli. 7 Ekim 2023’te Hamas saldırılarının ardından İsrail, TSK’nın Humus bölgesindeki T4 Hava Üssü’ne yönelik bir operasyon gerçekleştirdiğini iddia etti. Bunun yanı sıra, ABD’nin Tom Barrack’ı Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak ataması, ABD‑Türkiye‑Suriye arasındaki diplomatik diyaloğu daha da yoğunlaştırdı.
Gelecek Perspektifi
Uzmanlar, Suriye’nin yeni dönemde karşılaşacağı en kritik sorunun, iç güvenlik sorunları ile dış müdahaleler arasındaki dengeyi kurabilmek olduğunu vurguluyor. Ankara‑Şam arasındaki üçlü çalışma grubu, 10 Mart’ta imzalanan anlaşmanın uygulanması ve bölgedeki terörle mücadele çabalarının koordinasyonu konusunda umut vaat ediyor. Ancak, İsrail’in bölgeye yönelik askeri hamleleri ve SDG’nin siyasi konumu, sürecin karmaşıklığını artırmaya devam ediyor.
Son Söz
Suriye’nin 61 yıllık Baas yönetiminden çıkışı, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, yeni liderin vizyonu ve uluslararası toplumun desteği, ülkenin istikrarını ve yeniden inşasını belirleyecek. Bu kritik dönemde, hem iç hem dış aktörlerin sorumlulukları büyük ve Suriye’nin geleceği, çok taraflı işbirliği ve diplomatik çabaların başarısına bağlı olacaktır.