
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, TCMB’nin ana politikasının “dezenflasyon odaklı, veriye dayalı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı” bir çerçevede sürdürülmesini beklediklerini vurguladı. Çakar, “Enflasyonun ana eğilimindeki kalıcı iyileşmeye paralel olarak kademeli bir gevşeme patikasına girilmesini öngörüyoruz.” şeklinde konuşarak, 2025’te enflasyonun belirgin bir düşüş trendi yakalamasını ve politika faizinin yüzde 30’un altına gerilemesini tahmin ettiklerini belirtti.

Genişletilmiş Bilanço ve Likidite Yönetimi
Çakar, sıkı para politikasının tamamlayıcı unsuru olarak devreye alınan makro ihtiyati önlemlerin bankacılık sektörünü “merkeze alarak likidite yönetimini, kredi kullandırım sürecini ve mevduat piyasasını önemli ölçüde şekillendirdiğini” söyledi. Bu çerçevede, bankalar 2025 yılında sağlıklı bilanço yapısını korurken, seçici kredi büyümesi ve yüksek fonlama maliyetlerine rağmen daralan faiz marjlarının etkin yönetimi üzerine odaklandı.
2025 yılı sonunda TBB üyeleri, öz kaynak karlılığının yüzde 30’lara ulaştığını ve aktif büyüklüklerinin %50’nin üzerine çıktığını rapor etti. Bu gelişmeler, sektörün olası şoklara karşı önemli bir tampon oluşturdu.
Kredi ve Mevduat Portföyleri
Ziraat Bankası, 2025 yılında kredi ve mevduat portföyünü yaklaşık %45 oranında büyütürken, büyümenin büyük bir kısmının TL ürünlerine yöneldiğini belirtti. KOBİ’ler, tarım, üretim, yatırım ve ihracat odaklı kredi taleplerinin artmasıyla birlikte, bankanın TL kredilere odaklanma stratejisi güç kazandı.
Mevduatların ana fonlama kaynağı olduğu vurgulandı; TL mevduat öncelikli olmak üzere, tüm mevduat türlerinde müşteri ilgisinin yüksek olduğu ve bu sayede sürdürülebilir bir fonlama yapısının kurulduğu ifade edildi.
Çakar, 2026’da da dezenflasyon sürecinin kesintisiz devam edeceğini ve bu dinamiğin faiz, kredi ve mevduat dengesi üzerinde belirleyici olacağını belirtti. Politika faizinin kademeli olarak indirileceği ve yıl sonunda yüzde 30’un altında bir seviyeye gerilemesinin beklendiği ifade edildi.
Makroekonomik Riskler
ABD’deki politika belirsizliği, tarife savaşları ve küresel ticaretin korumacılık eğilimleri, 2026’da da risk unsurları olarak görülüyor. Ancak Çakar, Türkiye’nin uyguladığı ekonomi programının bu riskleri hafiflettiğini ve ülkenin “en az etkilenen” ülkeler arasında yer aldığını vurguladı.
Fırsat Alanları
Makro istikrar, güçlenen rezervler, mali disiplin, cari denge, düşük borçlanma maliyetleri ve yön değiştiren küresel sermaye akımları, Türkiye ekonomisinin 2026’da daha fazla fırsat yaratmasını sağlayacak faktörler olarak öne çıkıyor. Çakar, “Risk iştahı daha güçlü olacaktır” diyerek, sektörel ve bireysel finansal hayatta olumlu etkilerin beklediğini dile getirdi.
Son olarak, TBB Başkanı Çakar, 2025 ve 2026 yıllarında bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısı, etkin risk yönetimi ve sürdürülebilir karlılık üzerine kurulu bir strateji ile faaliyet göstermeye devam edeceğini ve bu çerçevede kredi büyümesinin enflasyonla uyumlu, kontrollü bir seyir izleyeceğini yineledi.