
Türk Bilim Kurulu’nun desteklediği “Melanin Nano Parçacıkları ile Enkapsüle Edilmiş Astaksantin Tabanlı Güneş Kremi Geliştirilmesi” projesi, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Biyoloji Bölümü Doç. Dr. Murat Telli ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doç. Dr. Gizem Kaleli’nin ortak çalışmasıyla iki yıl süren bir AR‑GE sürecinin sonunda tamamlandı. Proje, hem cilt koruması hem de onarıcı özellikleri tek bir formülde birleştirmeyi amaçladı.

Mürekkep balığının kesesinden izole edilen melanin nano parçacıkları, doğal bir UV‑absorber görevi görür; ışığı emerek cildin derin katmanlarına ulaşmasını engeller. Aynı zamanda, melanin insan vücudu tarafından melanosomlar içinde üretilen, cildin bronzlaşmasından sorumlu pigmenttir ve laboratuvar ortamında sentezlenmesi zordur. Bu nedenle, deniz atığı olarak değerlendirilen mürekkep balığı keseleri, sürdürülebilir bir kaynak hâline geldi.
Diğer yandan, mikroalglerden izole edilen astaksantin (Astaxanthin) dünya çapında en güçlü antioksidanlardan biri olarak bilinir. Araştırmalar, astaksantinin UV‑indükli serbest radikal oluşumunu %80’e kadar azaltabildiğini göstermiştir. Projedeki enkapsülasyon teknolojisi, melanin nano parçacıklarını astaksantinle birleştirerek, hem güneş ışığını bloklayan hem de cilt hücrelerini onaran bir kompozit oluşturdu.
İki yıl süren laboratuvar çalışmasında, araştırmacılar melanin‑astaksantin karışımını lipid bazlı nano‑emülsiyon içine yerleştirerek, krem formuna dönüştürdüler. Ürün, in‑vitro UV‑B ve UV‑A filtreleme testlerinde SPF 50‑100 arasında bir koruma faktörü sağladı. Daha sonra, yurt dışındaki akredite bir laboratuvarda gerçekleştirilen klinik ve mikrobiyolojik testler, cilt tahrişi, alerjik reaksiyon ve fototoksisite riskinin %0,2’nin altında olduğunu doğruladı.
Sağlık Bakanlığı ve ABD FDA’sının belirlediği regülasyonlara tam uyumlu olduğu için, ürünün tescili ve patenti süreci hâlihazırda tamamlandı. Telli, “Güneş kremlerindeki kimyasal etken maddeler GRAS listesinden çıkarıldı; biz ise tamamen doğal, çevre dostu bir alternatif sunuyoruz” açıklamasını yaptı.
Projenin bir diğer yeniliği, hammadde temininde sıfır atık yaklaşımını benimsemesi. Mürekkep balığı keseleri, balıkçılık endüstrisinin yan ürünü olup hâlihazırda atık sahasında bulunuyor. Bu atığın değerlendirilmesi, deniz ekosistemine ek yük getirmeden değerli bir kozmetik bileşeni haline getiriyor. Mikroalg üretimi ise karbon negatif bir süreç; algler fotosentez yoluyla atmosferden CO₂ yakalıyor ve bu da ürünün negatif karbon ayak izine sahip olmasını sağlıyor.
Yerli hammadde kullanımı, dışa bağımlılığı azaltırken, Türkiye’nin biyoteknoloji ve kozmetik ihracat potansiyelini de artıracak. Uzmanlar, benzer doğal ürünlerin küresel pazarda %30‑%40 daha yüksek bir fiyatla satılabildiğini ve bu projeye yatırım yapan girişimcilerin yıllık 15‑20 milyon TL ciro hedefleyebileceğini belirtiyor.
Projenin sonunda, bir yerli kozmetik firmasıyla anlaşma sağlanarak seri üretim aşamasına geçildi. İlk parti 2026 baharında üretime alınacak ve hem Türkiye iç pazarında hem de Avrupa, Orta Doğu ve Asya pazarlarında dağıtım kanalları oluşturulacak. Şu anki hedef, ürünün SPF 100 seviyesine ulaşabilen bir varyantını hem “günlük kullanım” hem de “yüksek irtifa/deniz sporları” gibi özel segmentlerde sunmak.
Avrupa ve Asya yatırımcılarıyla yürütülen görüşmeler, 2027 yılına kadar 5‑10 milyon dolar yatırım almayı amaçlıyor. Telli, “Bu ürün sadece bir güneş kremi değil; aynı zamanda Türkiye’nin bilimsel inovasyon kapasitesinin uluslararası arenada tanınmasını sağlayacak bir simge” dedi.