Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, küresel ticarette artan korumacılık eğilimleri ve zayıf dış talep şartlarına rağmen Türkiye’nin ihracat trendinin hâlâ pozitif bir ivme kazandığını vurguladı. “İhracatımız kasım ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,2 artmış, yıllıklandırılmış değeri 270,6 milyar dolar seviyesine yükselmiştir,” diyerek rakamların altını çizdi.

Yılmaz, aynı zamanda hizmet ihracatının da 122,5 milyar dolar seviyesine ulaşacağını öngörerek, toplam mal ve hizmet ihracatının 393 milyar doları aşmasının beklendiğini belirtti. 2026 hedefi ise ihracatın 282 milyar doların üzerine çıkarılması ve dünya pazarındaki payının yükseltilmesi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kasım ayı verilerini değerlendirirken, “İhracatımızın teknoloji kompozisyonu iyileşti. Ocak‑kasım döneminde yüksek ve orta‑yüksek teknolojili ürün ihracatı yıllık yüzde 9,6 arttı” şeklinde açıklamalarda bulundu. Bu grup, imalat sanayi ihracatındaki payını yüzde 43’e yükseltmiş durumda.
Şimşek, yüksek teknolojili üretimi desteklemek ve rekabet gücünü artırmak amacıyla aktif sanayi politikalarının sürdürüleceğini, üretken sektörlere yönelik finansal desteklerin ise daha da güçlendirileceğini sözlerine ekledi.
İki yetkili, ihracatın sürdürülebilir büyümesi için ticaret diplomasisi, pazar çeşitliliği, markalaşma, yeşil ve dijital dönüşüm gibi alanlarda adım atılması gerektiğini vurguladı. Özellikle finansman desteklerinin önceliklendirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve finansal iş birliğinin güçlendirilmesi, ihracatın derinleştirilmesi adına kritik olarak görülüyor.
Uzmanlar, bu politikaların başarılı uygulanması halinde Türkiye’nin dış ticaret fazlasını artırarak cari açık sorununu hafifletebileceğini ve GSYİH büyümesine doğrudan katkı sağlayabileceğini belirtiyor. Ayrıca, teknoloji‑odaklı ihracatın artışı, ülkenin değer zincirindeki konumunu yükselterek uzun vadeli ekonomik istikrarını pekiştirebilir.
Global korumacılık dalgaları içinde Türkiye’nin ihracatının bu denli büyümesi, ülkenin stratejik konumunu ve esnek üretim kapasitesini ortaya koyuyor. Özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarlarında artan talep, Türkiye’yi bölgesel bir ticaret hubı haline getiriyor. Bu bağlamda, “Küresel ticaretteki fırsatları azami ölçüde değerlendirmek” ifadesi, gelecekteki dış ticaret politikalarının temelini oluşturacak.