Akdeniz’de son günlerde artan sismik aktivite, hem yerel hem de uluslararası bilim çevrelerinde yoğun bir takip sürecini tetikledi. 22 yıldır jeolojik yer olayları üzerine sistemli çalışmalar yürüten Timuçin Özat, 18 ayrı depremi önceden yer, zaman ve büyüklük verileriyle tahmin ettiğini belirterek, bu deneyimini yeni bir öngörüde kullandığını açıkladı.

“Depremi %100 bilmek mümkün değil; ancak bazı bölgelerdeki sismik boşlukların disiplinli takibiyle %60‑%90 arasında bir tahmin yapabiliyoruz. Yanılma payı %15‑%20 civarında normaldir” diyen Özat, Girit Adası’nda 2026‑2029 yılları arasında 8,0‑8,2 büyüklüğünde bir deprem ve bu depremin Mercalli ölçeğinde 9‑10 şiddetine ulaşabileceği ihtimalini dile getirdi.
Bu büyük depremin ardından Akdeniz genelinde tsunami riski oluşacağı uyarısını yapan Özat, dalga boylarının 2‑8 metre arasında, kıyılara ulaşma süresinin ise sadece 15‑25 dakika olacağını, dalgaların düz alanlarda 1‑2 kilometre içeriye nüfuz edebileceğini söyledi.
Özat, Afrika levhasının Anadolu levhasının altına dalması sonucu bölgede birikmiş 722 yıllık bir gerilme olduğunu ve bu gerilmenin 2026‑2029 yılları arasında serbest kalma ihtimalini vurguladı. “Mayıs 2025’te Girit’in kuzeyinde iki kez 6.0 büyüklüğünde, Marmaris açıklarında 5.8 büyüklüğünde sarsıntılar oldu. Bunlar, sahte bir buzdağının sadece görünen kısmı; gerçekte çok daha büyük bir enerji birikimi var” şeklinde açıklama yaptı.
Özat, Girit’in güney hattında 8,1‑8,2 büyüklüğünde bir deprem meydana gelirse, bu sarsıntının “Yunanistan’ın batısına yaklaşık 200 km mesafede olsa da tsunami etkisi yaratacağı” uyarısında bulundu. Bu dalgaların Türkiye’nin Muğla, Aydın, Antalya ve İzmir kıyılarını etkileyebileceği, özellikle Datça, Fethiye, Bodrum, Kuşadası, Didim ve Selçuk gibi turistik merkezlerin risk altında olduğu belirtildi.
Özetle, tsunami dalgalarının Muğla (Datça, Fethiye, Marmaris, Milas, Bodrum, Ula, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman, Seydikemer), Antalya (Finike, Kaş, Alanya), Aydın (Kuşadası, Didim, Söke) ve İzmir (Selçuk, Menderes, Seferihisar, Urla, Çeşme) kıyılarını etkileyebileceği ifade edildi. Dalgaların kıyıya çarpmasıyla oluşacak su duvarının koy ve körfezlerde büyük hasara yol açabileceği ve dalga hızının saatte 400 km’yi aşabileceği uyarısı yapıldı.
Özat, 2025‑2028 yılları arasında ana şoktan önce 5.0‑5.8 arasında dört‑beş ara deprem gerçekleşeceğini, bu sarsıntıların ülkenin batı kesiminde hissedileceğini, hatta 8.3 büyüklüğüne ulaşırsa Karadeniz bölgesinde (Ordu, Giresun, Trabzon) hafif bir titreşim hissedilebileceğini belirtti.
Özat, 23 Ekim 2011 Van (Erciş‑Tabanlı) depremi gibi büyük depremlerin önceden tahmin edilmesinin metodolojisini anlattı. 1999 Marmara depremi, 2003 Bingöl depremi ve diğer tarihsel olayların kişisel motivasyonunu nasıl tetiklediğini paylaştı: “17 Ağustos 1999 depreminde kız arkadaşımı kaybettim; bu trajedi beni sismolojiye yönlendirdi”.
Ayrıca, Akdeniz’in son 2.500 yılda 92 tsunami kaydı olduğunu, bölgenin Pasifik’ten sonra ikinci sırada tsunami tehlikesi taşıdığını vurguladı. Bu bağlamda, “tsunami tatbikatlarının düzenli ve kapsamlı yapılması” gerektiğini, özellikle turistik sezonlarda hazırlıkların artırılmasının hayati olduğunu ifade etti.
Bilim camiasında Özat’ın iddiaları çeşitli tepkilere yol açtı. Birkaç sismolog, “tek bir gözlemciye dayanan geniş çaplı tahminlerin doğruluk payının düşük olabileceği” görüşünü dile getirirken, diğerleri “veri setinin şeffaflığı ve bağımsız doğrulama mekanizmalarıyla bu tür öngörülerin güçlendirilmesi gerektiği” uyarısında bulundu. Yine de, bölge yetkilileri, muhtemel risklerin göz önünde bulundurulması ve kıyı koruma planlarının güncellenmesi talimatlarını gözden geçirmeye başladı.
Bu uyarıların ardından, Muğla Valiliği, yerel belediyeler ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ortak bir toplantı düzenleyerek, olası tsunami senaryolarına karşı acil eylem planı hazırlıklarını hızlandırdı.
Sonuç olarak, Timuçin Özat’ın öngörüleri, hem bilimsel hem de idari açıdan yeni bir uyarı mekanizmasının oluşturulmasını tetikledi; bölge halkı ise bu gelişmeleri yakından takip ediyor.