
Ümit Dikbayır, katıldığı bir televizyon programında Terörsüz Türkiye sürecini ve yakın zamanda gündeme gelen yasal düzenlemeleri ele alırken, PKK’nın dağılmasının ardından yürürlüğe konması planlanan yeni kanunları “bir kısmı gelsin, siyaset yapsın” diyerek eleştirdi. Ardından “Meclis’te yeteri kadar terörist var zaten” ifadesini kullandı ve bu sözlerin doğrudan DEM Parti milletvekillerine yönelik olduğunu açıkça belirtti.

Program sunucusu, bu açıklamanın DEM Parti milletvekillerine mi hitap ettiğini sorduktan sonra Dikbayır, “Tabii ki diyorum” diyerek sözlerinin hedefini net bir şekilde ortaya koydu. “Abdullah Öcalan’ın posterinin altında özgür isteyen terörist değil de nedir?” şeklinde bir benzetme yaparak, parti temsilcilerini doğrudan “terörist” olarak nitelendirdi.
Bu söylemlere CHP İstanbul kayyumu Gürsel Tekin hemen yanıt verdi. Tekin, “Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı adaylığından bu yana CHP adaylarına koşulsuz destek veren bir partinin meclisteki temsilcilerine terörist damgası vurmak, hangi siyasal aklın ürünüdür?” diyerek, “Akıl mı, yoksa pervasız kibir mi?” sorusunu sordu. Tekin, Selahattin Demirtaş’a özgürlük talep eden CHP yönetiminin sessiz kalmasının “cumhuriyetin, demokrasinin ve siyasal vicdanın sınavı” olduğunu vurguladı ve geçmişteki disiplin süreçlerine atıfta bulunarak, “Şimdi mecliste temsil edilen bir partinin vekillerine yönelik bu siyasi suiistimale aynı kriterleri uygulayacak mısınız?” şeklinde bir uyarı yaptı.
Dikbayır’ın sözleri, hem sosyal medyada hem de muhalif partilerin basın açıklamalarında yoğun bir şekilde eleştirildi. Bazı milletvekilleri, meclisin “ulusal birliğe zarar veren” ifadelerle kirletilmemesi gerektiğini hatırlatırken, bazıları ise “özgürlük ve insan hakları mücadelesiyle suçlanan” partiye karşı sert bir tutum sergilenmesi gerektiğini savundu. Uzmanlar, bu tip söylemlerin toplumsal kutuplaşmayı artırabileceği ve Meclis’in işlevselliğini zorlayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Ümit Dikbayır’ın açıklamaları, Meclis içinde parti temelli suçlamaların ne kadar derinleşebileceğini ve bu tür ifadelerin siyasi sorumluluk açısından nasıl değerlendirileceğini bir kez daha gündeme getirdi. Önümüzdeki günlerde TBMM’nin disiplin kurulu tarafından yapılacak olası bir soruşturma ve parti içi disiplin süreçleri, bu tartışmanın seyrini belirleyecek önemli unsurlar olarak görülüyor.