
Yağmur Teke, Ankara’da doğdu ve 7 yaşından itibaren böbrek yetmezliği tanısı aldı. “Çok zor geçiyor ama sağlık çalışanlarının ve ailemin desteğiyle ayakta kalıyorum,” diye açıklayan genç kadın, haftada üç gün, günde dört saat olmak üzere diyaliz tedavisine devam ediyor. Bilkent Şehir Hastanesi’nde tedavi gören Teke, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü mezunu olmasına rağmen, diyaliz sürecinin iş hayatına engel olduğu gerekçesiyle istihdam bulamıyor.
Babası, ona böbrek bağışlamak istedi fakat genetik uyumsuzluk nedeniyle nakil gerçekleşemedi. “Çok küçük yaşlardan beri organ bekliyorum, umarım bir gün çıkabiliriz,” diyerek umutlu bir ton yakalıyor. Ailesinin de ölüm sonrası bağışçı olma niyeti, onun bu çağrısına destek oluyor.

Bilkent Şehir Hastanesi Böbrek Nakli Sorumlu Uzmanı Doç. Dr. Sedat Taştemur, Türkiye’de yaklaşık 80 bin hastanın böbrek nakli beklediğini belirtiyor. Ancak yılda sadece 3‑3,5 bin nakil gerçekleştirilebiliyor. “Her yıl 10‑15 bin hasta nakil listesine giriyor ve maalesef bu hastaların %20’si beklerken yaşamını yitiriyor,” diye uyarıyor.
Dr. Taştemur, dünya ortalamalarıyla Türkiye’yi kıyaslayarak, İspanya’da milyon başına 40‑45 bağış bulunurken, Türkiye’de bu oran sadece 3‑5 arasında değişiyor. Özellikle kadavra bağışı eksikliği, bekleme süresini uzatıyor ve hastaların yaşam şansını azaltıyor.
Türkiye’nin böbrek nakli başarı oranı %95’in üzerinde ve dünyada en başarılı ülkeler arasında yer alıyor. “Canlı nakil konusunda ilk iki ülke arasındayız, fakat kadavra nakillerinde son sıralardayız,” diyor Dr. Taştemur. Bu durum, hastaların sosyal hayata ve çalışma hayatına dönüşünü zorlaştırıyor; diyaliz hastaları haftada üç gün hastaneye bağlı kalmak zorunda, bu da halsizlik, yorgunluk, eğitim ve istihdam fırsatlarından mahrum kalma gibi sorunları beraberinde getiriyor.
Uzman, “Organ bağışı sadece hastayı değil, ailesini ve bakım verenleri de etkileyen bir süreçtir. Bağış bir hayat kurtarır, aynı zamanda toplumun sağlık sistemine de büyük bir yük hafifletir,” şeklinde konuştu.
Yağmur Teke, “İnsanlar organ bağışını çok yanlış anlıyorlar. Bir bağışla bir hayat kurtarabiliyoruz. Sırada çok kişi var, ben de onlardan biriyim. Herkesin organ bağışı yapması gerekiyor,” diyerek, kamuoyunun bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ailesinin ölüm sonrası bağışçı olma kararı da bu mesajı güçlendiriyor.
Sağlık yetkilileri, bağışçılık kültürünün geliştirilmesi için eğitim kampanyaları, okul programları ve medyada farkındalık artırıcı projeler öneriyor. Uzmanlar, “Her bireyin organ bağışı kararını önceden vermesi, bekleme süresini kısaltır ve hayatları kurtarır,” diye ekliyor.
Bu duygusal ve istatistiksel veriler ışığında, organ bağışı konusunun toplumsal bir sorumluluk olarak ele alınması ve bağışçı sayısının artırılması acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.